Yıl 1964. Bir otomobil Türkiye’den Almanya’ya doğru yol alıyor. Bagajında, anlatılanlara göre, tek bir film kopyası var. Sansür kurulunun yurt dışına çıkmasını istemediği bir film. Direksiyondaki adam filmin yapımcısı ve oyuncularından biri, Ulvi Doğan. O yaz o kopya Berlin’de Altın Ayı alacak. Altmış iki yıl sonra aynı hikâye bu kez televizyonda: Kanal D’nin yeni Susuz Yaz dizisi ilk tanıtımını 26 Ekim’de yayımladı ve o günden beri insanlar aynı soruları soruyor. Konusu ne, kitabı var mı, gerçek mi?
Susuz Yaz dizisi, Necati Cumalı’nın 1962’de yayımlanan aynı adlı kitabına adını veren öyküden uyarlanıyor. Belgelenmiş, bilinen tek bir gerçek olaya dayanmıyor; ama tamamen hayal ürünü de sayılmaz. Cumalı 1950-1957 yılları arasında Urla’da ve İzmir’de avukatlık yaptı; gazeteci Muhsin Kızılkaya’ya göre Ege köylerini dolaşıp arazi davalarına baktı. Konusu da öyle bir kavga: kurak bir yaz, tek bir su kaynağı, suyu kendine saklayan bir kardeş, bir ölüm ve arada kalan bir kadın, Bahar.
Necati Cumalı 1921’de bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Florina’da doğdu. Ailesi 1923 nüfus mübadelesiyle Türkiye’ye geldi ve İzmir’in Urla ilçesine yerleşti. Bizim için daha çok şey anlatan ayrıntı şu: İlk şiiri 1939’da Urla Halkevi’nin çıkardığı Ocak dergisinde yayımlandı. Yazarlığı da Urla’da başladı yani.
İstanbul’da başladığı hukuku Ankara’da bitirdi, 1941’de mezun oldu. Sonra yıllarca şiir yazdı, oyun yazdı, dava takip etti. İlk öykü kitabı Yalnız Kadın 1955’te çıktı. Edebiyat tarihleri onu en çok kadın karakterleriyle ve kırsal hayatın sertliğini anlatışıyla anar. Mübadele ve geride kalan Balkanlar, eserlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkar: Makedonya 1900 adlı öykü kitabı 1977’de Sait Faik Hikâye Armağanı’nı aldı. Ailesinin hikâyesini de sonradan bir romana dönüştürdü; Viran Dağlar romanı 1995’te Orhan Kemal ve Yunus Nadi ödüllerini aldı. 10 Ocak 2001’de İstanbul’da öldü. Urla’da çocukluğunun geçtiği taş ev bugün “Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi” olarak ziyaret edilebiliyor; içinde kişisel eşyaları, fotoğrafları ve kitapları var.
Susuz Yaz gerçek bir olaya mı dayanıyor? Bu soruya dürüst cevap verelim: Cumalı’nın “şu köyde, şu yıl bu oldu” dediği bir açıklamaya rastlamadık. Araştırdığımız kaynakların hiçbiri belirli bir davayı ya da belirli bir köyü işaret etmiyor.
Yine de öykünün nereden geldiğini tahmin etmek zor değil. Gazeteci Muhsin Kızılkaya, Haziran 2026’da Habertürk’te yazdığı yazıda öyküyü bir mülkiyet davasının hikâyesi olarak tanımlıyor ve Cumalı’nın avukatlık yıllarından kaldığını yazıyor. Kızılkaya’ya göre Cumalı Ege köylerinde toprak davalarına bakmıştı ve edebiyatını besleyen hikâyelerin çoğu gerçekti. Bize kalırsa hikâyenin kendisi de bir dava dosyasını andırıyor: kimin toprağı, kimin suyu, kimin suçu.
Hikâyenin çekirdeği kısa. Kuraklık bastırınca iki kardeşten biri tarlalarındaki pınarın suyunu köylülere vermemeye karar verir. Kavga büyür, biri ölür. Suçu evli olan kardeş üstlenir ve hapse girer. Dışarıda kalan kardeş onun karısına göz diker; köyde mahkûmun öldüğü haberi yayılır. Çaresiz kalan kadın ağabeyle evlenmek zorunda kalır. Yıllar sonra hapisteki kardeş döner ve hesaplaşma başlar.
Burada pek bilinmeyen bir ayrıntı var. Filmde açgözlü kardeşin adı Osman, iyi kalpli olanın adı Hasan. Muhsin Kızılkaya’nın, Derya Bengi ile Erdir Zat’ın bir kitabına dayanarak aktardığına göre öyküde durum tam tersi: Suyu tutan Hasan, suçu üstlenen Osman. Metin Erksan senaryoyu yazarken adların yerini değiştirmiş, çünkü ona göre iyiliği “Hasan” adı temsil ediyormuş.
Öykü ile film arasındaki tek fark bu değil elbette. Filmde Osman’ın, kardeşinin düğün gecesini duvardaki bir aralıktan gözetlediği sahne gibi, kıskançlığı ve arzuyu açıkça gösteren anlar var. Kızılkaya, Cumalı ile Erksan’ın cinselliğin perdeye taşınması konusunda ayrı düştüğünü, Cumalı’nın da öyküyü kendisi sahneye uyarladığını yazıyor. Oyun 1968’de sahnelendi. Bir yazarın, aynı hikâyeyi bir de kendi bildiği gibi anlatma isteği. Anlaşılır bir şey.
Film Urla’nın Bademler köyünde çekildi. Yönetmen Metin Erksan, kötü kardeş Osman’ı Erol Taş, Hasan’ı yapımcı Ulvi Doğan oynadı. Bahar’ı oynayan genç kadın ise henüz on beş yaşındaydı ve bu onun ilk filmiydi: Hülya Koçyiğit.
Sonrası bir macera romanı gibi. Sansür kurulu filmin ülkeyi kötü gösterdiğine karar verdi ve yurt dışına çıkmasına izin vermedi. Ulvi Doğan da yazının başındaki yolculuğa çıktı; filmi gizlice Almanya’ya götürüp Berlin festivaline başvurdu. 7 Temmuz 1964’te 14. Berlin Uluslararası Film Festivali’nin Altın Ayı ödülü Susuz Yaz’a verildi. Altın Ayı kazanan ilk Türk filmi oydu; uluslararası büyük bir ödül alan ilk Türk filmi olarak da anılır. Ödülden sonra oyuncular Türkiye’de resmî olarak onurlandırıldı. Yurt dışına çıkması istenmeyen film, ardından Türkiye’nin Oscar adayı olarak da gönderildi; aday listesine girmedi.
Filmin yurt dışındaki macerası da kolay olmadı. Amerika’da Reflections adıyla, İngilizce seslendirilmiş ve yeniden kurgulanmış bir versiyonu gösterildi. Kızılkaya’ya göre başka adlar ve sonradan eklenmiş sahnelerle dolaşan versiyonlar da vardı. Erksan’ın filmi yıllarca kendi hâliyle pek izlenemedi.
Susuz Yaz, Cumalı’nın perdeye taşınan tek metni değil. Yazarın oyunu Boş Beşik iki kez filme çekildi: 1952’de Baha Gelenbevi, 1969’da Orhan Elmas çekti. Atıf Yılmaz 1983’te Mine‘yi Türkan Şoray’la, 1985’te Adı Vasfiye‘yi Müjde Ar’la çekti. Ay Büyürken Uyuyamam da 2011’de Şerif Gören’in elinden sinemaya geçti. Bu listeye dikkatle bakınca bir şey göze çarpıyor: Neredeyse hepsinin merkezinde bir kadın var. Belki de Cumalı’nın kadın karakterleri oyunculara oynanacak bir hayat veriyordu, yönetmenler de bunu fark etmişti. Bahar da o kadınlardan biri. Bize kalırsa en çok, hakkında başkalarının karar verdiği bir hayatın ortasında kalışıyla akılda kalıyor.
Hikâyenin mutlu sonu 2008’de geldi. Martin Scorsese’nin kurduğu World Cinema Foundation, unutulmaya yüz tutmuş filmleri kurtarmak için çalışıyordu. Aktarıldığına göre Scorsese, Fatih Akın’dan Türkiye’den bir film seçmesini istedi; Akın Susuz Yaz’ı seçti. Restorasyon Bologna’daki L’Immagine Ritrovata laboratuvarında yapıldı ve Mayıs 2008’de tamamlandı. Orijinal 35 milimetrelik negatifleri Ulvi Doğan verdi. Eksik bir parça için Almanya’daki Murnau Vakfı’nın arşivindeki bir kopyaya başvuruldu. Filmin açılış jeneriği ise hiçbir kaynakta kalmamıştı; dijital olarak yeniden kuruldu. Restorasyon notlarında Akın’ın, filmin yaklaşık 45 yıl adeta esir kaldığını ve unutulduğunu söylediği yazıyor.
Restore kopya aynı yıl Cannes Film Festivali’nin klasikler bölümünde gösterildi. 2014’te Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türk sinemasının 100. yılı için yaptığı halk oylamasında Susuz Yaz 22.582 oyla birinci seçildi. Bize kalırsa bir bagajdan Cannes’a uzanan bu yol, filmin kendisi kadar iyi bir hikâye.
Uyarı: Bu bölüm filmin sonunu anlatıyor. Hasan cezası bitmeden affedilip köye döner ve ağabeyinin kendisini nasıl aldattığını öğrenir. Son hesaplaşma suyun içinde olur: Osman boğulur. Hasan bentleri açar ve ağabeyinin cesedi, yıllarca köylülerden esirgediği suyla birlikte kanallardan aşağı, tarlalara doğru akar. Biz bu son sahneyi bir hüküm gibi okuyoruz. Suyu tutan adam sonunda suya karışıyor.
Öykünün sonu ise kitapta. Onu sizin okumanıza bırakıyoruz.
Kanal D’nin dizisi hikâyeyi Ege’den alıp 1970’lerin Çukurova’sına, Adana’da Çarlak adlı bir köye taşıyor. Yapım Ay Yapım’ın, senaryo Sema Ergenekon’un. Yönetmen koltuğunda Yusuf Pirhasan ve Mehmet Can Bindal var. Osman’ı Mert Ramazan Demir, Bahar’ı Lizge Cömert, Hasan’ı Batuhan Bozkurt Yüzügüleç oynuyor. Çekimler Ekim başında Adana’da başladı.
Susuz Yaz dizisi ne zaman başlayacak, bu yazının yayımlandığı sabah itibarıyla belli değil. Kanal kesin bir tarih açıklamadı; yalnızca “çok yakında” deniyor. Tarih belli olduğunda bu yazıyı güncelleyeceğiz.
Tanıtıma ve yapımcının paylaştığı özete bakılırsa dizide Bahar’a âşık olan Osman, gizli hesapları olan ise ağabeyi Hasan. Yani ilk bakışta filmin değil, Necati Cumalı’nın öyküsünün isim düzenine daha yakın bir yol izleniyor gibi. Bunun gerçekten öyküye dönüş mü, yoksa yepyeni bir kurgu mu olduğunu ilk bölümler gösterecek.
Bir kitabın yıllar sonra yeniden okunduğunu daha önce de gördük; Kürk Mantolu Madonna‘nın sosyal medya sayesinde yeniden çok satanlara dönüşünü yazmıştık. Belki bu kış da Necati Cumalı’nın sırası.
Diziyi beklerken kitabı açmak için iyi bir zaman. Kısa bir okuma arıyorsanız hafta sonu okunacak kısa Türk romanları listemiz de duruyor. Ama bu kez sırayı bir öyküye vermenizi öneririz. Bir avukatın tanık olduğu kavgalardan beslenen, bir bagajda sınır geçen, altmış yıl sonra yeniden ekrana gelen bir öyküye. Kurak bir yazda suyun kimin olduğunu soran o öykü hâlâ cevabını bekliyor.
Bilinen, belgelenmiş tek bir gerçek olaya dayanmıyor; Necati Cumalı’nın böyle bir açıklamasına da rastlamadık. Ama Cumalı 1950-1957 arasında Urla ve İzmir’de avukatlık yaptı ve gazeteci Muhsin Kızılkaya’ya göre öykü o yıllardan kalma bir mülkiyet davasının hikâyesi.
Necati Cumalı’nın. Öykü, 1962’de yayımlanan Susuz Yaz adlı kitaba adını verir. Kimi kaynaklar onu uzun öykü ya da kısa roman olarak da anar. Hem 1963 tarihli Metin Erksan filmi hem de Kanal D dizisi bu öyküden uyarlandı.
(Sonu anlatıyor.) Hasan affedilip köye döner ve ağabeyi Osman’ın kendisini aldattığını öğrenir. Son hesaplaşmada Osman suda boğulur; Hasan bentleri açar ve Osman’ın cesedi suyla birlikte köylülerin tarlalarına doğru akar.
1964’te 14. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kazandı; bu ödülü alan ilk Türk filmidir. Aynı yıl Türkiye’nin Oscar adayı olarak gönderildi ama aday listesine giremedi. 2014’teki bir halk oylamasında Türk sinemasının en iyi filmi seçildi. 2008’de restore edilen kopyası Cannes’ın klasikler bölümünde gösterildi.
Kanal D henüz kesin bir yayın tarihi açıklamadı; ilk tanıtım 26 Ekim 2026’da yayımlandı ve kanal “çok yakında” diyor. Dizinin çekimleri Ekim başında Adana’da başladı.
Ruhumda Çiseli Bir Kasım: Şairler Sonbaharı Neden Sever?
1
Bu Hafta Çıkan Edebiyat Kitapları: Editörün 14 Seçkisi (16–22 Ekim 2026)
61 kez okundu
2
Kürk Mantolu Madonna Fenomeni: 1943’te Sessiz Geçen Roman Nasıl Bir Ülkenin Başucu Kitabı Oldu?
55 kez okundu
3
Ruhumda Çiseli Bir Kasım: Şairler Sonbaharı Neden Sever?
51 kez okundu
4
Kitap Kenarında Bir Cumhuriyet’in İzleri: Atatürk Kaç Kitap Okudu? Kenar Notları ve 3.997 Kitap
41 kez okundu
5
Bu Hafta Çıkan Edebiyat Kitapları: Editörün 14 Seçkisi (23–29 Ekim 2026)
33 kez okundu
Dünyanın En Çok Satan Kitabı Hangisi? Listelerdeki Rakamların Arkasındaki Gerçek
Bu Hafta Çıkan Edebiyat Kitapları: Editörün 14 Seçkisi (30 Ekim–5 Kasım 2026)
Quinzinzinzili: Régis Messac’ın Kıyamet Sonrası Romanı
Komplo: Paul Nizan’ın Interallié Ödüllü Romanı
Rüya Novellası: Eyes Wide Shut’ın Kaynak Metni
Hot Line: Sepúlveda’dan Pinochet Gölgesinde Polisiye
Tarantula: Halfon’un Médicis Ödüllü Romanı
Tramvay 83: Mujila’nın Caz Ritimli Kongo Romanı
Ayın Son Çeyreği: Evenkilerin Son Yüzyılı
Ben Haşmet Bey İyiyim: Mehmet Aycı’dan Yeni Şiirler
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.