Cuma akşamı. Hafta yorgun bitmiş, telefon elinizden düşmüyor, başucundaki 600 sayfalık roman da size kaşlarını çatmış bakıyor. Bu yazıyı o akşam için hazırladık.
Aşağıda, cumartesi sabahı başlayıp pazar akşamı kapağını kapatabileceğiniz on Türk romanı var: Peyami Safa’nın 1930 tarihli Dokuzuncu Hariciye Koğuşu‘ndan Ayfer Tunç’un Suzan Defter‘ine kadar. Çoğu 120 ile 190 sayfa arasında, hepsinin güncel bir baskısı var, dördü kadın yazarlardan. Sayfa sayılarını ve yayınevlerini kitapçı kayıtlarından tek tek kontrol ettik. Her birinin yanına da, kendisi yazan okurlarımız için küçük bir not iliştirdik.
İtiraf edelim, ince roman tembellik sayılmaz; çoğu zaman tersidir. Dolguya yer yoktur, her sahne kendi yükünü taşımak zorundadır. İşin bir de cüzdan tarafı var. Kitap fiyatlarının neden bu kadar yükseldiğini ayrı bir yazıda anlatmıştık; ince bir kitap o hesabı hiç değilse biraz hafifletiyor. Kitapları ilk yayın yıllarına göre sıraladık.
Ötüken Neşriyat, 112 sayfa
On beş yaşında bir çocuk. Yedi yaşından beri sızlayan bir bacak. Bir yanda yoksul bir annenin evi; öbür yanda akrabaları olan bir paşanın Erenköy’deki köşkü ve o köşkte yaşayan genç bir kız. Romanın asıl yeri ise adını verdiği koğuş.
Safa’nın kendi çocukluk hastalığından beslenen kitap bir anı gibi anlatılıyor ve acıyı da, ilk aşkın utangaçlığını da aynı titrek sesle söylüyor. İlk aşk ve hastalık hikâyelerinden çekinmeyip kısa ama sarsıcı bir klasik arıyorsanız, listeye buradan girin.
Bizim yazı masasına aldığımız not şu: Ağrı sıfatlarla yazılmaz, bedenin gündelik hareketleriyle yazılır. Merdiven çıkmak. Bir koltuğa oturmak. Bir doktorun elini beklemek.
Yapı Kredi Yayınları, 160 sayfa
Her gün aynı odada oturduğunuz birini gerçekten tanıdığınızı söyleyebilir misiniz? Ankara’da bir şirket bürosunda kimse Raif Efendi’yi fark etmez; sessiz bir mütercimdir, o kadar. Sonra masasından bir defter çıkar ve bizi 1920’lerin Berlin’ine, bir resim sergisine, bir portrenin önünde donup kalan bir gence götürür.
1943’te sessizce geçip giden bu kitabın yıllar sonra nasıl bir ülkenin başucuna yerleştiğini Kürk Mantolu Madonna fenomeni yazımızda uzun uzun anlattık. Listeye bildik bir kitapla başlamak isteyenler, ya da onu lisede yarım bırakıp bir daha dönmeyenler için iyi bir kapı.
Kalemi elinde okuyana bıraktığı ders çerçeve anlatı. Bir adamı önce dışarıdan, kayıtsız bir gözle tanıtıp sonra iç dünyasını kendi sesinden açtığınızda okurda bir suçluluk duygusu kalır: Biz de onu görmemiştik.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 208 sayfa
Bu kitap çıkar çıkmaz yasaklandı; satıştaki nüshalar toplatıldı. 1952’de bazı paragrafları çıkarılarak Birtakım İnsanlar adıyla yeniden yayımlandı. Bugünkü baskılar yine ilk adını taşıyor ve bize kalırsa iyi ki öyle.
İçeride savaş yılları ve merkezinde Burgaz olan bir ada dünyası var. Balıkçılar, aylaklar, bir de kitaba adını veren motorun sevilmeyi hak eden sarhoş sahibi. Türk öyküsünün ustası Sait Faik’in romana en çok yaklaştığı kitap bu; biraz da öykülerinin uzun bir yürüyüşü gibi okunuyor. Onu öykülerinden sevip daha uzun bir soluktan dinlemek isteyenler mutlu olacak.
Listede 200 sayfayı biraz aşan tek kitap. Ama korkmayın, bölümler kısa ve her biri kendi içinde nefes alıyor. Kalabalık bir kadroyu tek bir mekânın etrafında birbirine bağlamaya çalışan yazar adayları burada epey şey bulacak.
Everest Yayınları, 150 sayfa
Eylül 1934. Pamuk taşıyan develer, bir pamuk fabrikası, fabrikaya yeni gelmiş İtalyan bir mühendis. Boşnak bir göçmen ailenin kızı Cemile, fabrikanın kâtibi Necati’ye gönlünü kaptırmış. Cemile’yi isteyen bir deveci ise boş durmuyor.
Orhan Kemal’in insanlara sıcak, düzene sert bakışı bu kez küçük bir aşk hikâyesinin içine sığmış. Toplumcu gerçekçiliğe “ağır” diye uzak duruyorsanız, deneyin: Burada bir hafta sonu filmi hızında akıyor.
Hızın sırrı da teknikte. Birbirinden habersiz iki olay hattı aynı ana doğru sürülüyor. Okur bunu sezer ve sayfaları kendiliğinden hızlandırır.
Can Yayınları, 190 sayfa
Kalabalık bir caddede yürürken, aslında birini aradığınızı fark ettiğiniz oldu mu? C.’nin hikâyesi biraz bu. Adının yalnızca baş harfini biliyoruz. İstanbul sokaklarında, sinema salonlarında, kalabalık caddelerde tanımadığı bir kadını arıyor; ona yalnızca “o” diyor.
Atılgan’ın bütün kitapları artık Can Yayınları’nda, Aylak Adam‘ın yeni kapaklı baskısı da 2025’te çıktı. Şehirde tek başına yürümeyi seviyor ve modern Türk romanının kapısını aralamak istiyorsanız, o kapı bu.
Bize kalırsa bu romanın öğrettiği en değerli şey, yalnızlığı iç sesle anlatmak yerine davranışla göstermek. C. kalabalığın ortasında yürür, bir yere oturur, kalkar. Ne kadar yalnız olduğu bir kez bile söylenmez. Okur yine de anlar.
Yapı Kredi Yayınları, 154 sayfa
1962’de Türk Dil Kurumu Roman Ödülü bir ilk romana gitti: Nezihe Meriç’in Korsan Çıkmazı‘na. Kitap bizi Beyoğlu’nda, denize bakan bir çıkmaz sokağa götürüyor. Aynı sokakta oturan iki arkadaş var. Meli, Cumhuriyet’in değerleriyle yetişmiş idealist bir edebiyat öğretmeni. Berni ise konservatuvarı bitirmiş ama mesleğini hiç yapmamış; duygusal, inançlı bir ev kadını.
Kadın dostluğunu, evlilikleri ve bir Beyoğlu sokağını içeriden okumak isteyenlerin kitabı. Yazar adaylarına sessizce gösterdiği şey ise iki karakteri birbirinin aynası gibi kurmak ve ikisini de hem haklı hem eksik bırakmak.
Can Yayınları, 144 sayfa
Bir gece, şehrin çöp tepelerinin üstüne kulübeler kondurulur. Sabah yıkılırlar. Gece yeniden yapılırlar. Çiçektepe denen bu mahalle zamanla fabrikalarla, gazinolarla büyür.
Latife Tekin göçü, yoksulluğu ve şehrin kenarını belgesel bir dille değil, masal diliyle anlatıyor. Tuhaf, büyülü, ama hep gerçeğin dibinde. Biçimi alışılmadık, dili şiire yakın bir roman arıyorsanız, aradığınız bu.
Buradaki ders cesaretle ilgili: Gerçekçi bir malzemeyi gerçekçi olmayan bir dille yazmak, sesi tek bir kahramana değil bütün bir mahalleye vermek.
Everest Yayınları, 120 sayfa
Yılda taş çatlasa üç cinayet. Adı verilmeyen bu şehirde işler böyle yürür. Ama şimdi haberci çocuklar birbiri ardına öldürülüyor. Kim, neden, nasıl? Hikâyenin yolu Mösyö Jacob, Profesör Domanya ve “mutsuz güzel” Esme gibi tuhaf insanlarla kesişiyor.
Mağden’in ilk romanı bu: düşsel, kara mizahlı bir polisiye. Polisiyeyi sevip klasik dedektif kalıbından sıkılanlara birebir.
Kendi kurallarıyla işleyen kurmaca bir mekân kurmak istiyorsanız iyi bir örnek. Okura baştan bir kural verin, sonra onu bozun. İlk romanların ve gençlik taslaklarının kaderini merak edenler Stephen King’in 1968 romanı yazımıza da göz atabilir.
İletişim Yayınları, 167 sayfa
Bu kitap için en iyi saat pazar öğleden sonrası, çayın soğuduğu saat. Ankara’da, otuzlu yaşlarındaki iki eski arkadaş, Ender ile Çetin, aynı evi paylaşıyor. Hayatları sakin; biraz da yerinde sayıyor. Sonra bir arkadaşlarının kız kardeşi yanlarına taşınıyor ve evin havası değişiyor.
Roman 2011’de Seyfi Teoman tarafından sinemaya uyarlandı, film Berlin Film Festivali’nin yarışma bölümünde gösterildi. Dostluk, aşk ve büyüyememek üzerine sakin, hüzünlü bir hafta sonu arayanlar için.
Bıçakçı’nın sırrı, büyük duyguyu gündelik ayrıntıların ve uzun sessizliklerin arkasına saklamak. Abartısız yazmak isteyen biri bu kitabı bir el kitabı gibi yanında taşıyabilir.
Can Yayınları, 128 sayfa
Bu kitabı iki ayrı yoldan okuyabilirsiniz. Çift sayfalarda Ekmel adında bir erkek, tek sayfalarda Derya adında bir kadın yazıyor. İki günlükten kurulmuş, 12 Eylül’ün gölgesinde bir aşk. Yayınevi iki hikâyeyi ayrı ayrı okumayı öneriyor, bu da hafta sonuna tatlı bir oyun katıyor. Metin ilk olarak yazarın 2003 tarihli Taş-Kâğıt-Makas kitabında yer aldı, 2011’de ayrı bir roman olarak yayımlandı.
Deneysel ama okunaklı bir kitap isteyen, siyasi dönemleri bireysel hayatlardan okumayı sevenler için. Burada biçim, anlatının ta kendisi. Bir karakteri kendi gözünden değil başkasının gözünden betimlemek de iki yazar adayının birbirine okuyup tartışabileceği türden bir alıştırma.
On kitap, seksen yılı aşan bir zamana yayılmış on ses. Bir hastane koğuşundan bir çöp tepesine, Burgaz’dan Ankara’da paylaşılan bir eve. Hepsini bir hafta sonunda bitirmenizi beklemiyoruz elbette. Birini seçin yeter. Cumartesi sabahı ilk sayfasını açarsanız, pazar akşamı başucundaki o kalın romana biraz daha cesur bakarsınız. Belki o da artık kaşlarını çatmaz.
Bizim listemizde on tane var: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Kürk Mantolu Madonna, Medarı Maişet Motoru, Cemile, Aylak Adam, Korsan Çıkmazı, Berci Kristin Çöp Masalları, Haberci Çocuk Cinayetleri, Bizim Büyük Çaresizliğimiz ve Suzan Defter. Çoğunun güncel baskısı 120 ile 190 sayfa arasında; yani iki gün, birkaç demlik çay.
Kesin bir sayfa sınırı yok. Novella, Türkçedeki karşılığıyla kısa roman, genellikle tek bir olay hattına ya da dar bir zaman dilimine odaklanır. Bir öykü kitabıyla karıştırmamak için kendinize şunu sorun: Kitap baştan sona tek bir hikâyeyi mi anlatıyor, yoksa ayrı metinlerden mi oluşuyor?
Yapıyı bir bakışta görmeyi. Kısa bir romanda her sahnenin neden orada durduğunu izlemek çok daha kolay. Bir oturuşta okuyun, ertesi gün yeniden açın; defterinize not almanın bundan kısa yolunu bilmiyoruz.
Tek başına değil. Yayınevleri sayfa sayısından çok metnin kendisine bakar. Dosyanızın editör masasında nasıl bir yolculuğa çıktığını yayınevine dosya gönderme rehberimizde anlattık.
Ahmet Ümit Neden Hep Listenin Başında? “Roma’nın Beş Günü” ve Türk Polisiyesinin Formülü
Kitap Kenarında Bir Cumhuriyet’in İzleri: Atatürk Kaç Kitap Okudu? Kenar Notları ve 3.997 Kitap
Yazarlar Hangi Takımı Tutuyor? Yusuf Atılgan Beşiktaşlı, Hasan Cemal Galatasaraylı, Peki Ya Nâzım Hikmet?
Cumartesi Açıp Pazar Kapatacağınız 10 Kısa Türk Romanı
Stephen King, 20 Yaşında Yazıp Çekmeceye Kaldırdığı Romana 58 Yıl Sonra Döndü: “İnsanlar Böyle Davranmaz”
“Kayıp Kuşak” Nereden Çıktı? Hemingway’in Güneş de Doğar’ı 100 Yaşında ve Gerçek Kişilerden Kopyalanan Karakterler
Ahmet Ümit Neden Hep Listenin Başında? “Roma’nın Beş Günü” ve Türk Polisiyesinin Formülü
BookTok Türkiye’de Neyi Çok Sattırıyor? Algernon’a Çiçekler’den Gizli Tarih’e Geri Dönen Romanlar
Okuduğunuz Çeviriyi Yapay Zekâ mı Yaptı? Edebi Çeviride Makine Dönemi ve Çevirmenlerin Kaygısı
Türkiye’de Kitap Neden Bu Kadar Pahalı? Bir Yılda Kaybolan 6 Milyon Bandrolün Hikâyesi
Yayınevine Dosya Gönderdim, Neden Cevap Gelmiyor? Bir Dosyanın Editör Masasındaki Yolculuğu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.