a
Vova Kitap Yayınevi: Kitabınızı yayımlatmak mı istiyorsunuz?
Umut Pulat: Tülütabaklar ve Cesaret Çanı ve Vefalı YurtTülütabaklar ve Cesaret ÇanıVefalı Yurt
Burası reklam alanı
Burası reklam alanı

Ruhumda Çiseli Bir Kasım: Şairler Sonbaharı Neden Sever?

Burası reklam alanı
Burası reklam alanı
Burası reklam alanı

Pazar sabahı, kasımın ilk günü. Belki pencerenin camında ince bir çisenti var, yağmur denemeyecek kadar kararsız. Kahve henüz sıcak. Bu sabah aklımıza 1851’de bir romanın ilk sayfasında huzursuzca dolaşan bir adam geliyor. Adı Ishmael. Ağzının kenarlarının sertleştiğini, sokakta cenaze alaylarının peşine takıldığını fark ettiği her seferinde, der, “ruhumda nemli, çiseli bir kasım olduğunda” (çeviri), denize açılma vakti gelmiştir. Moby-Dick böyle başlar.

Burası reklam alanı

Sonbaharı en açık sözle seven şair Puşkin’dir: Yılın bütün mevsimleri içinde yalnızca ona sevindiğini kendi dizesiyle yazdı. Kasımı bir ruh hâline çeviren ise Melville oldu. Keats en ünlü şiirlerinden biri olan “To Autumn”u bir eylül yürüyüşünden sonra yazdı, Rilke ilk dizesinde “yaz çok büyüktü” diyen bir sonbahar duası bıraktı. Bizde sararmış yaprağın en tanıdık görüntülerinden biri Ahmet Haşim’in “Merdiven”indedir. Tanpınar’ın ilk şiirleri arasında iki ayrı “Sonbahar” var. Bu yazıda o şairlerin peşine düştük, sonra da Ankara’nın kuru, berrak güzüne uğradık. Takvimin bu sabaha düşürdüğü bir rastlantı da var: Yahya Kemal 1 Kasım 1958’de öldü.

Ishmael’in çiseli kasımı

Melville’in o cümlesini sevmemizin bir sebebi, kasımı bir hava durumu olmaktan çıkarıp bir ruh hâline çevirmesi. Ishmael’in derdi yağmur değil. Tabutçu dükkânlarının önünde istemeden duruyor, sokakta insanların şapkalarını düşürmemek için kendini zor tutuyor. Kasım burada içerideki havanın adı.

Kitabın kaderi de biraz kasıma benziyor. Roman İngiltere’de 18 Ekim 1851’de The Whale adıyla çıktı. Amerika’daki ilk baskı ise 14 Kasım 1851’de, bugünkü adıyla, Moby-Dick olarak yayımlandı. Satışlar kötüydü: Harper’ın bastığı 2.915 nüsha üç yıl sonra bile tükenmemişti. Melville’in bu romandan bütün kazancı 556 dolar 37 sentte kaldı. İngiliz baskısında, Ishmael’in o felaketten nasıl kurtulduğunu anlatan son bölüm bile yoktu. Oysa bugün o açılış, edebiyatın en çok alıntılanan kapılarından biri.

Burası reklam alanı

Kolera, karantina ve en verimli üç ay

1830 sonbaharı. Puşkin, ailesinin Boldino’daki mülküne gidiyor. Tam o sırada kolera salgını başlıyor ve şair yaklaşık üç ay köyde mahsur kalıyor. Bu zorunlu yalnızlık hayatının en verimli dönemlerinden birine dönüşüyor: Belkin’in Öyküleri, Küçük Tragedyalar, Yevgeni Onegin‘in bölümleri ve otuz kadar şiir. Rus edebiyatında bu döneme bugün hâlâ “Boldino sonbaharı” deniyor.

Burası reklam alanı

Üç yıl sonra, 1833’te yine Boldino’da “Sonbahar” adlı bir şiir yazdı. Şiir onun sağlığında basılmadı. Ekimin geldiğini haber veren bir dizeyle açılır, sonra mevsimleri tek tek tartar. Orada mevsimler arasında açıkça seçim yapar: “Yılın mevsimlerinden yalnız ona sevinirim” (çeviri). Birkaç kıta sonra da bir itirafta bulunur: “Ve her sonbaharda yeniden çiçek açarım” (çeviri). Bir şairin sonbaharı sevdiğini söylemek için başkasının tanıklığına ihtiyacımız yok. Puşkin bunu kendisi yazmış.

Bir pazar yürüyüşü ve anız tarlaları

19 Eylül 1819, pazar. Yirmi üç yaşındaki John Keats, Winchester’da Itchen Nehri boyunca yürüyor. Hasadı kaldırılmış tarlalara, anızlara bakıyor. Aynı gün “To Autumn” şiirini yazıyor. İki gün sonra şiiri bir dostuna, Richard Woodhouse’a mektupla gönderiyor; aynı gün bir başka arkadaşına, John Hamilton Reynolds’a yazdığı mektupta “Mevsim şimdi ne güzel” (çeviri) diyor ve ekliyor: “Anız tarlalarını hiç şimdiki kadar sevmemiştim” (çeviri).

Şiir “Sisler ve olgun bereket mevsimi” (çeviri) diye açılır. Keats’in büyük odlarının sonuncusudur. Eleştirmen M. H. Abrams’a göre de onun tamamladığı son önemli eserdir. Bir buçuk yıl sonra Keats ölecekti. Bunu bilerek okuyunca şiirdeki o olgunluk duygusu insanın içine işliyor. Biz okurlar biliyoruz, Keats o gün bilmiyordu.

“Yaz çok büyüktü”

1902’de Paris’te genç bir şair, Rainer Maria Rilke, on iki dizelik bir dua yazıyor: “Herbsttag”, yani “Sonbahar Günü”. İlk dizesi bir yaz vedası: “Tanrım, vakit tamam. Yaz çok büyüktü.” (çeviri) Şair güneş saatlerine gölge düşmesini, kırlara rüzgârların salıverilmesini, son meyveler için iki güney günü daha istiyor. Sonra şiir birden insana döner: “Şimdi evi olmayan, artık hiç ev yapmaz.” (çeviri) Yalnız olan uzun süre yalnız kalacaktır. Uzun mektuplar yazacak, yapraklar savrulurken ağaçlı yollarda huzursuzca dolaşacaktır.

Burası reklam alanı

Sonbaharın en tuhaf kaderi ise Paul Verlaine’in bir şiirine düştü. 1866’da, yirmili yaşlarının başında çıkardığı ilk kitabındaki “Chanson d’automne” şöyle açılır: “Sonbaharın kemanlarının uzun hıçkırıkları” (çeviri). Yetmiş sekiz yıl sonra BBC, 1 Haziran 1944’te bu dizeleri Fransız Direnişi’ne şifre olarak okudu: çıkarma yakındı. 5 Haziran akşamı sıradaki dizeler yayımlandı. Anlamı, çıkarmanın kırk sekiz saat içinde başlayacağı ve demiryollarına sabotaj vaktinin geldiğiydi. Mesajı Alman 15. Ordusu da yakaladı. Bir sonbahar şarkısı, bir haziran sabahının, Normandiya çıkarmasının habercisi oldu.

Güneş rengi bir yığın yaprak

Bizim şiirimizde sonbahar sık sık akşamla el ele gelir; en çok da Ahmet Haşim’de. Haşim’in 1926’da çıkan Piyâle‘sindeki “Merdiven”i çoğumuz okul yıllarından tanırız. Şair birine sesleniyor: Bu merdivenlerden ağır ağır çıkacaksın, diyor, ve hemen ardından o görüntü geliyor: “Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak”. Sular sararır, yüz solar, şiirde iki kez akşam olur. TDV İslâm Ansiklopedisi Haşim’in şiirlerinde derin bir melankoli ve müphemlik sezildiğini yazar. “Merdiven” bunun belki en kısa yoludur. Haşim bütün hayatında doksan beş kadar şiir bıraktı; Piyâle‘nin başına da şiir üzerine o ünlü yazısını, “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”ı koydu. Az yazdı, ama çoğu kez aynı saate, günün sararıp söndüğü o ana döndü.

Eski şiirin dilinde bu mevsimin adı “hazan”dı. Kelime Farsçadan gelir ve doğrudan “sonbahar, güz” demektir. “Güz” ise bizim en eski sözcüklerimizden; Eski Türkçede küz diye geçer. Bugün ikisi de kulağa “sonbahar”dan daha şiirli geliyor; biri sararmış bir minyatür gibi, öteki toprak kokan bir köy sözü gibi.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bütün Şiirleri‘nde, “İlk Şiirler ve İlk Şekiller” bölümünde “Sonbahar” adını taşıyan iki ayrı şiir var. Aynı bölümde bir “Yağmur”, bir de “Odalarda Akşam”. Telif süren bu şiirlerden dize aktarmıyoruz. Yine de genç Tanpınar’ın aynı başlığa iki kez döndüğünü bilmek bizce yeterince şey söylüyor.

Romanda da yaprak dökülür. Reşat Nuri Güntekin 1930’da Yaprak Dökümü‘nü yayımladı. Romanda Ali Rıza Bey’in ailesi, kendi içinden gelen bir sarsıntıyla yavaş yavaş dağılır. TDV romanı Cumhuriyet döneminde yanlış Batılılaşmanın getirdiği zihnî ve ailevî krizlerin romanı olarak tanımlıyor. Ama başlık hepimizin anladığı dilden konuşur: Önce bir yaprak düşer, sonra öteki.

Burası reklam alanı

Kasım: Yılı ikiye bölen ay

Halk takviminde yıl dört mevsime değil, iki yarıya ayrılırdı. 6 Mayıs’ta, Hıdrellez’de Hızır günleri başlar, 186 gün sürerdi. 8 Kasım’da Kasım günleri başlar, 179 gün sürerdi. Yani eski hesapla kış, kasımın sekizinde gelir. Gemicilerin bir sayacı bile vardı: Kasım’ın altmışında gemi karaya çekilir, yetmişinde kalafatlanır, sekseninde suya indirilir, doksanında donatılırdı. Yüz ellinci gün geldiğinde yaz kapıdaydı.

Ayın bugünkü adı ise sandığımızdan genç. 10 Ocak 1945’e kadar resmî adı Teşrinisani, yani “ikinci teşrin”di. O tarihli yasayla Kasım oldu. Kelime Arapça kökenlidir, “bölen” demektir ve kaynaklar onu kışın başlangıcıyla ilişkilendirir. Yılı ikiye bölen günle aynı adı taşıması ayın kişiliğine pek yakışıyor.

Ankara’da güz

Ankara’nın sonbaharı İstanbul’unki gibi değil. Deniz yok, lodos yok. Onun yerine bozkırdan gelen kuru bir hava, sararınca bir anda alev alan kavaklar ve öğleden sonraları neredeyse cam gibi berrak bir ışık var. Bu şehri anlatan kitaplar da bize hep biraz kasım gibi gelmiştir: içine kapanık, mesafeli, ama yakından bakana sıcak.

Tanpınar, Beş Şehir‘de (1946) Ankara’yı bir mevsimle değil, karakteriyle anlatır. Şehir ona hep “dasitani ve muharip”, yani destansı ve savaşçı görünür. Şehrin ruhunu Ahî Şerafeddin, Hacı Bayrâm-ı Velî ve Akşemseddin gibi adlara dayandırır. Yakup Kadri’nin Ankara‘sı (1934) aynı şehri üç dönemde, Selma Hanım’ın üç ayrı hayatı üzerinden izler. Millî Mücadele yıllarının yoksul kasabasından Cumhuriyet’in ilk yıllarına, oradan da hayal edilmiş bir geleceğe uzanır.

Ahmet Muhip Dıranas’ın hayatının önemli bir bölümü bu şehirde geçti. Ankara Erkek Lisesi’ni bitirdi, Halkevleri yayınlarını yönetti, gazetelerde çalıştı. 1980’de Ankara’da öldü. En çok sevilen şiiri “Olvido”, İspanyolca “unutuş” demek. Şiirde bir akşamüstü, yağmur kokusu, ümitsiz bir kış ve kar var. “Sonbahar” kelimesi ise hiç geçmiyor. Yine de bu şiiri okuyan çoğu kişi, bize kalırsa, onu bir güz şiiri gibi hatırlar.

Ankara’nın kasımında acı bir hatıra da var. Orhan Veli 1940’ların ortasında iki yıl Ankara’da, Maarif Vekâleti’nin Tercüme Bürosu’nda çalışmıştı. 1950 kasımında bir ziyaret için geldiği şehirde bir inşaat çukuruna düştü. İstanbul’a döndü ve 14 Kasım 1950’de, beyin kanamasından öldü. Otuz altı yaşındaydı.

Bir de romanların Ankara’sı var. Sabahattin Ali’nin Raif Efendi’si bu şehirde, bir şirket bürosunda sessiz bir mütercimdi; Kürk Mantolu Madonna‘nın Türkiye’de ve dünyada neden yeniden bu kadar okunduğunu daha önce yazmıştık. Barış Bıçakçı’nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz‘deki iki arkadaş da aynı şehirde, paylaştıkları bir evde yaşar. Kuru yaprakların sesini en iyi o sessiz evlerin pencerelerinden duyarız.

Kasım takvimindeki adlar

Bu ay edebiyatın takviminde boş değil. Yahya Kemal 1 Kasım 1958’de İstanbul’da, Cerrahpaşa Hastanesi’nde öldü. Bugün, ölümünün altmış sekizinci yılı. Lev Tolstoy 20 Kasım 1910’da, evinden uzakta, Astapovo adlı küçük bir tren istasyonunda öldü. Ve bütün bu ölümlerin ortasına bir doğum düşüyor: Sait Faik 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu. Bu ay yüz yirmi yaşında olacak.

Ishmael kasımdan kaçmak için denize açılmıştı. Bizim önerimiz daha kolay: Bu pazar raftan bir kitap indirin. Haşim’in ince bir kitabı olabilir, ya da bir hafta sonunda bitirilebilecek kısa romanlardan biri. Kahveniz soğumadan ilk sayfayı açın. Dışarıda çisenti sürüyorsa, daha da iyi.

Kapak görseli: Isaak Levitan, Altın Sonbahar, 1895, Tretyakov Galerisi (kamu malı, Wikimedia Commons).

Sıkça Sorulan Sorular

Sonbahar şiirleri denince akla gelen ünlü şairler kimler?

Dünya edebiyatında Puşkin’in “Sonbahar”ı (1833), Keats’in “To Autumn”u (1819), Rilke’nin “Herbsttag”ı (1902) ve Verlaine’in “Chanson d’automne”u (1866) ilk akla gelenler. Türk şiirinde Ahmet Haşim’in “Merdiven”i sararmış yaprağın en bilinen imgelerinden biridir. Tanpınar’ın ilk şiirleri arasında da iki “Sonbahar” var.

Kasım ayı ile ilgili ünlü bir edebî söz var mı?

Belki en ünlüsü Melville’in Moby-Dick (1851) romanının ilk paragrafındaki ifade: Ishmael ruhunda “nemli, çiseli bir kasım” olduğunda denize açıldığını söyler. Kasımın bir ay değil, bir ruh hâli olarak anıldığı en bilinen cümlelerden biri.

“Hazan” ne demek?

Farsçadan gelen bir kelime, anlamı “sonbahar, güz”. Eski şiirde ve şarkılarda sık geçer. “Güz” ise Eski Türkçedeki küz sözcüğünden gelir.

Kasım günleri ne zaman başlar?

Halk takviminde 8 Kasım’da başlar ve Hıdrellez’e (6 Mayıs) kadar 179 gün sürer. Eski hesapla kışın başladığı gün budur. Yılın öteki yarısı, 186 günlük Hızır günleridir.

Ankara’yı anlatan edebiyat eserleri hangileri?

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara (1934) romanı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir‘indeki (1946) Ankara bölümü ilk akla gelenler. Daha yakın tarihten Barış Bıçakçı’nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004) romanı da Ankara’da geçer. Kürk Mantolu Madonna‘nın çerçeve hikâyesi de bu şehirde.

Kaynaklar

  1. Herman Melville, Moby-Dick, Project Gutenberg
  2. “Discover the Origins and Early Criticism of Moby-Dick”, Smithsonian Magazine
  3. “October 18, 1851: Melville’s Moby-Dick is published”, Library of America
  4. A. S. Puşkin, “Осень” (1833, Boldino), metin
  5. “13 September 1830 Pushkin left Moscow for Boldino”, Scientific Russia
  6. “19 September 1819”, The Chronology of John Keats, University of Victoria
  7. “To Autumn”, Wikipedia
  8. R. M. Rilke, Das Buch der Bilder, Project Gutenberg
  9. “Herbsttag”, Figures of Speech
  10. “Chanson d’automne”, Wikipedia
  11. “Verlaine Message Museum”, Wikipedia
  12. “Leo Tolstoy”, Britannica
  13. “Ahmed Hâşim”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  14. Ahmet Haşim, “Merdiven”, Türk Dili ve Edebiyatı
  15. Ahmet Hamdi Tanpınar, Bütün Şiirleri, Dergâh Yayınları (içindekiler, PDF)
  16. “Güntekin, Reşat Nuri”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  17. “hazan”, Nişanyan Sözlük ve “güz”
  18. “Hızır Günleri”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  19. “Hıdrellez”, Küre Ansiklopedi
  20. “Geleneksel Takvimde Hızır ve Kasım Günleri”, İstiklal
  21. Sevan Nişanyan, “Ay adları nereden gelir” ve “Turkish months”, Wikipedia
  22. “Beş Şehir”, Küre Ansiklopedi
  23. “Ankara (Kitap)”, Küre Ansiklopedi
  24. “Dıranas, Ahmet Muhip”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  25. “Kanık, Orhan Veli”, TDV İslâm Ansiklopedisi ve “Orhan Veli Kanık”, Wikipedia
  26. “Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)”, Atatürk Ansiklopedisi
  27. “Sait Faik Abasıyanık”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  28. “Romanticizing Ankara, the city of bureaucrats”, Hürriyet Daily News

Burası reklam alanı
Burası reklam alanı
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Bu Hafta Çıkan Edebiyat Kitapları: Editörün 14 Seçkisi (23–29 Ekim 2026)

Vova Kitap Yayınevi: Kitabınızı yayımlatmak mı istiyorsunuz?
Umut Pulat: Tülütabaklar ve Cesaret Çanı ve Vefalı YurtTülütabaklar ve Cesaret ÇanıVefalı Yurt

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.