Dün gece İstanbul’da bir derbi oynandı. Siz bu satırları okurken birileri hâlâ sesini geri bekliyor, birileri de telefonunu açmaya korkuyordur. Skoru başkalarına bırakalım. Bu sabah bizim aklımıza takılan soru başka: Bu ülkenin şairleri, romancıları derbi akşamlarında hangi tribündeydi?
Cevap, tahmin edilenden renkli çıktı. Nâzım Hikmet’in 1931’de bir gazete yazısında Fener sevgisini anlattığı aktarılıyor; Cemal Süreya, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Küçük İskender de sarı-lacivertli kalemler arasında sayılıyor. Aylak Adam‘ın yazarı Yusuf Atılgan Beşiktaşlıydı. Kızıl Tuğ‘un yazarı Abdullah Ziya Kozanoğlu ise Beşiktaş’ı iki dönem başkan olarak yönetti. Galatasaray’ı 1905’te kuran öğrencilerden biri şairdi: Emin Bülent Serdaroğlu. Bugünün kalemlerinden Hasan Cemal de kendini “damardan bir Galatasaraylı” diye tanıtıyor.
İtiraf edelim, işin en zor yanı ayıklamaktı. İnternette dolaşan listelerde hemen her yazar bir takıma yazılmış; sorup soruşturunca çoğunun ardından ses çıkmıyor. Kaynağını bulamadığımız “ünlü taraftar” listelerini bilerek dışarıda bıraktık. Burada okuyacağınız her isim bir röportaja, bir anıya, bir biyografiye ya da yazarın kendi yazısına dayanıyor.
İz 1931’e gidiyor. Şair Zafer Yalçınpınar’ın aktardığına göre, o yıl Yeni Gün gazetesinde “Ben” imzasıyla yazan genç Nâzım, okurlarına Fenerbahçe’yi anlatıyor. Cümle şöyle başlıyor: “Fener’e kanımın kaynamaya başlaması başka sebepten…” Başka sebep dediği ne? Yalçınpınar’ın alıntıladığı satırlarda söz sonra halka geliyor. Yazının tam metni ve günü elimizde değil. Elimizdeki tek iz de bu değil ama: Sıddık Akbayır, Fenerbahçe’ye adanmış kitabında Nâzım’ı “Fenerli on bir kalem” arasında sayıyor.
Nâzım maç da yazdı. İsmail Sarp Aykurt’un aktardığına göre, 1936 Nisanı’nda Taksim Stadı’nda izlediği bir karşılaşmayı anlatırken sahaya biri sarı-kırmızı, öteki lacivert-sarı formalı iki takım çıkarıyor: “Meydana, teker teker saydım, yirmi iki delikanlı çıkarılıyor.” Adlarını vermiyor. O renkleri görünce insanın aklına ister istemez bir derbi geliyor. Aykurt ise buna dostluk maçı demenin daha doğru olabileceğini hatırlatıyor.
Tribün de onu unutmadı. 2006 Nisanı’nda bir Fenerbahçe–Denizlispor maçında sarı-lacivertli taraftarlar, Nâzım’ın Edip Akbayram’ın sesiyle bilinen “Güzel Günler Göreceğiz” şiirini tezahürata uyarlayıp dakikalarca söyledi. Bu kez şiiri tribün okudu.
Edebiyat araştırmacısı Sıddık Akbayır, 2025’te Eflatun Kitaplar’dan çıkan Edebiyatın Fenerbahçe’si adlı kitabında sarı-lacivertli şairlerin izini tek tek sürdü. Kitap üzerine Habertürk’e verdiği söyleşide aktardığı en tatlı ayrıntı Kadıköy sahilinden geliyor. Süreya orada yürürken ceketinin önünü hep ilikli tutarmış, çünkü her an karşısına Fazıl Hüsnü Dağlarca çıkabilirmiş. Akbayır, Dağlarca’yı da “tutkulu bir Fenerbahçe taraftarı” olarak anıyor. Aynı söyleşide Süreya’ya atfedilen bir cümle daha geçiyor: Fenerbahçe’nin kazanamadığı günlerde Kadıköy’ün yüzü asık olurmuş.
Aynı sahil, aynı renkler, iki büyük şair. Biri ötekini görünce ceketini ilikliyor. Bize kalırsa bu sahne, yazılmayı bekleyen bir öykünün ilk paragrafı.
Akbayır’ın aynı söyleşide aktardığı en sert cümle ise Küçük İskender’den. Şair, ortak hiçbir acının ya da sevincin bir araya getiremediği kalabalıkları “her zaman Fenerbahçe aşkı örgütler” diyor. Tartışmaya açık mı? Elbette. Ama tam ondan beklenecek kadar kısa ve keskin.
Bir de futbolu edebiyatın diliyle yazanlar var. Gazeteciliğe 1957’de Spor Gazetesi‘nde başlayan İslam Çupi’yi bianet’teki bir yazı “büyük Fenerbahçeli” diye anıyor. O yazıda da Akbayır’ın söyleşisinde de alıntılanan cümlesi şu: “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür.” Çupi’nin 1957’den 1981’de başlayan Milliyet dönemine kadar yazdıkları sonradan Mağlubu Anlatmak adıyla derlendi (derleyenler Barış Karacasu ve Yavuz Yıldırım; İletişim, 2009). Kitabın adına bir daha bakın. Yenilgiyi anlatmak, belli ki ayrı bir zanaat.
Daha yakın bir tarihten, kadın bir kalem: gazeteci Elif Çongur. 2021’de İmge Kitabevi’nden çıkan kitabı Yine Bir Duran Top Organizasyonu‘nun tanıtım metni, Çongur’un bir cümlesini anarak açılıyor: “Çünkü hayat Fenerbahçe’ye fena halde benzer.” Hangi takımı tutarsanız tutun, bu cümlede kendinizden bir şey bulmanız işten değil.
Aylak Adam‘ın yalnız C.’sini tanıyanlar şaşırabilir: Yusuf Atılgan Beşiktaşlıydı. Oğlu Mehmet Atılgan, 2017’de Seçil İpek’e verdiği ve T24’te yayımlanan söyleşide babasının üniversite yıllarını anlatıyor. Atılgan ile arkadaşları okula yakın olmak için Çırağan’da bir ev tutmuş, Şeref Stadı’nın tam karşısında. Gerisini tahmin edersiniz. Genç adam o stada “gide gele Beşiktaşlı” olmuş.
Tutku tribünde de kalmamış. Manisa’ya dönüp çiftçilik yaptığı yıllarda Atılgan, Hacırahmanlı Spor Kulübü’nün kurucusu oldu; ölümünün 20. yılındaki anma programında kulübün lokali de ziyaret edilecek yerler arasındaydı.
Oğlunun anlattıklarından biri insanın içine dokunuyor: Atılgan, Beşiktaş’ın tarihindeki en başarılı dönemini yaşadığı üç yılı göremeden ölmüş. Aylak Adam‘ı kısa romanlar listemize neden aldığımızı merak ederseniz, hafta sonu okunacak kısa Türk romanları yazımıza bir göz atın.
Kuşaklar boyu okunan Kızıl Tuğ gibi tarihî macera romanlarının yazarı Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun bir de başkanlık koltuğu var: Beşiktaş’ın onuncu başkanıydı. Kulübü iki dönem yönetti, 1942–1950 ve 1952–1955. Hakkında yazılan bir tez onu romancı, tiyatro yöneticisi ve Beşiktaş başkanı olarak birlikte anıyor. 1966’da öldüğünde vefat ilanını gazeteye Beşiktaş Jimnastik Kulübü verdi.
Bir tarihî roman yazarının futbol kulübü yönetmesi size tuhaf mı geldi? Bir de şöyle düşünün: İkisi de kalabalıkları bir hikâyeye inandırma işi.
Yılmaz Erdoğan’ı daha çok sahneden ve perdeden tanıyoruz, ama Kayıp Kentin Yakışıklısı, Sahiler Düş Düşler Sahi gibi şiir kitapları da var. Tribündeki yerini de kendisi söylemiş. 2019 Mayısı’nda bir Galatasaray–Beşiktaş derbisi öncesinde Habertürk’ün aktardığı sözleri şöyle başlıyor: “Gönlüm Beşiktaş’ın kazanmasından yana.” Hemen ardından önce güzel bir futbol dilediğini ekliyor.
Galatasaray cephesinde de pek çok yazarın adı dolaşıyor. Ne var ki çoğunu güvenilir bir kaynakla doğrulayamadık; doğrulayamadığımızı da yazmadık. En sağlam isim listemizin en eskisi; kaynağı da doğrudan kulübün kendisi. En yenisi ise kendi köşesinden konuşuyor.
Emin Bülent Serdaroğlu, 1905’te Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü’nü kuran öğrencilerden biriydi; kulüp bugün onu 2 numaralı kurucusu olarak anıyor. Takımın sol açığı ve kaptanıydı. GZT’deki bir portreye göre, Fenerbahçe’ye attığı iki golle iki kulüp arasındaki ezelî rekabetin fitilini o tutuşturmuş. Galatasaray’ın kendi duyurusu onu Fecr-i Âti’nin önde gelen şairlerinden biri olarak tanıtıyor. Balkan ve Çanakkale cephelerinde de bulundu. Kasım 2025’te Kaptan ve Şair: Emin Bülent Serdaroğlu (Anıl İbrahim Bakırcı, Ketebe Yayınları) kitabı Galatasaray Müzesi’nde tanıtıldı; Kulüp Başkanı Dursun Aydın Özbek de orada onu kurucularından biri ve futbol takımının ilk Türk kaptanı olarak andı.
Demek ki dün gece oynanan maçın uzak bir kökeninde bir şair duruyor. Bunu bir kenara yazalım.
Kulübün başkanlık koltuğuna da bir kalem oturdu. Atatürk Ansiklopedisi’ne göre gazeteci Abidin Daver, Galatasaray’ın 13 numaralı üyesiydi ve 1929–1930’da kulübün başkanlığını yaptı. Uzun yıllar gazetelerde yazan Daver, 1909’da Mazlum Şehzade Cem adlı bir oyun da kaleme almıştı. Beşiktaş’ın romancı başkanı Kozanoğlu’nun sarı-kırmızı cephedeki karşılığı diyebiliriz.
Bugünün kalemleri arasında ise kendi sözüyle konuşan bir isim var. Kitaplarıyla da tanıdığımız gazeteci-yazar Hasan Cemal, Mayıs 2024’te T24’teki köşesinde, bir Fenerbahçe maçı öncesinde kendini tek cümleyle tanıtıyor: “Damardan bir Galatasaraylı’yım.” Ailesinde Galatasaraylı olmayan kimse yokmuş. Yazının en güzel yeri bir çocukluk kaçamağı. Yıl 1959. Ankara’dan, babasından habersiz, bir arkadaşıyla ucuz bir otobüse binip İstanbul’a gidiyor. Geceyi Mithatpaşa Stadı’nın önünde geçiriyor, ertesi gün kale arkasından Metin Oktay’ın golünü izliyor; maç 1-0 Galatasaray’ın. Seksenine gelmiş bir yazarın hâlâ tekrarladığı söz de yazıda: “İyi ki Cimbom var!”
Bazı yazarlar için futbol bir takımı tutmaktan çok topun peşinden koşmak demekti.
Orhan Kemal, Adana’da gençken Adanaspor’da “Golcü Raşit” adıyla forma giydi; gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü’ydü. Haldun Taner ise yayıncısının “edebiyatımızın en gözde futbol öyküsü” dediği metnin yazarı: kaleci Ases’i anlattığı öykü. Öykü, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü kitabında yer alıyor (bugünkü baskısı Yapı Kredi Yayınları’nda).
Bu iki ismi aynı sahada buluşturan anıyı Ülkü Tamer yazdı. Futbol tutkunu, Pelé hayranı şair, 2009’da Sabah‘taki köşesinde yıllar önce Altunizade’de, Memet Fuat’ın açtığı bir sahada oynanan bir maçı anlatıyor. Bir yanda edebiyatçılar, öbür yanda Keşanlı Ali Destanı‘nın oyuncuları. Edebiyatçıların kaptanı Orhan Kemal, Keşanlıların kaptanı oyunun yazarı Haldun Taner, hakem Halit Kıvanç. Tamer santrforda. Edebiyatçıları destekleyenlerin elinde koca bir pankart: “Yürüyün, Fazıl’ın aslanları!” Maçı edebiyatçılar 5-3 kazanıyor; kaptanlarını omuzlarında sahada bir tur gezdirip soluk soluğa yere yığılıyorlar. Orhan Kemal’in penaltıda kaleciyi ters köşeye yatırdığını da ekleyelim. Bize kalırsa edebiyat tarihimizin en tatlı derbisi bu.
Sunay Akın ise kalecilere bir kitap ayırdı: Kalede 1 Başına (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018). Kitabın çıktığı günlerde Hürriyet’te aktarılan bir çocukluk anısı Yeşilköy’de geçiyor. Komşuları Lefter Küçükandonyadis, mahalle takımının formalarını kendisinin vereceğini söylüyor. Bir akşam babaları iki büyük paketle eve geliyor. Formalar sarı-lacivert. Akın’ın sözleriyle: “Trabzonluyduk ve bordo-mavi forma almasını ısrarla istemiştik babamızdan.” Babanın gerekçesi basit: Takımda Lefter adında bir çocuk da var, ona başka renk forma yakışmaz.
Futbolun kalemi dünya edebiyatında da bol. Cezayir’de gençken RUA’nın kalesini koruyan Albert Camus, 1957’de ahlak ve yükümlülükler üzerine en kesin bildiklerini “futbola borçlu” olduğunu söyledi (çeviri). Nick Hornby, Arsenal tutkusunu 1992’de Futbol Ateşi‘nde anlattı; Türkçesi Sel Yayıncılık’tan. Uruguaylı Eduardo Galeano’nun Gölgede ve Güneşte Futbol‘u Can Yayınları’nda. Futbolu Türkçe düşünmek isteyenler için de Tanıl Bora’nın futbol yazılarını topladığı Karhanede Romantizm (İletişim) iyi bir başlangıç.
Bugün iş yerinde, okulda, bir çay ocağında dünkü maç konuşulacak. Kimi sevinecek, kimi susacak. O sohbetin bir yerinde araya bir isim sıkıştırın derim: Nâzım’ın 1931 yazısı, Atılgan’ın Şeref Stadı, Lefter’in getirdiği sarı-lacivert formalar. Skor bir gece sürer. Hikâye kalır; edebiyatın futbolu sevmesi de belki bundan.
Hangi takımı tutarsanız tutun, bir sonraki Okur Yazar Buluşması’nda aynı masaya oturabiliriz. Ceketinizi iliklemenize gerek yok.
Kaynaklar Fenerbahçe’yi gösteriyor. Zafer Yalçınpınar’ın aktardığına göre Nâzım, 1931’de Yeni Gün gazetesinde “Ben” imzasıyla yazdığı bir yazıda Fener’e kanının neden kaynadığını anlatıyor. Sıddık Akbayır da Edebiyatın Fenerbahçe’si kitabında onu Fenerli kalemler arasında sayıyor. Yazının tam metni ve günü ise elimizde değil.
Kaynakla doğrulayabildiğimiz en tanıdık isim Aylak Adam‘ın yazarı Yusuf Atılgan. Oğlunun anlattığına göre üniversite yıllarında Şeref Stadı’na gide gele Beşiktaşlı olmuş. Kızıl Tuğ‘un yazarı Abdullah Ziya Kozanoğlu işi taraftarlıkla bırakmadı, kulübe 1942–1950 ve 1952–1955’te iki dönem başkanlık etti. Şair Yılmaz Erdoğan da 2019’da bir derbi öncesinde gönlünün Beşiktaş’tan yana olduğunu söylemişti.
Evet, hem de takımın kaptanı. Emin Bülent Serdaroğlu 1905’te kulübü kuran öğrencilerden biriydi; Galatasaray onu 2 numaralı kurucusu, ilk Türk kaptanı ve Fecr-i Âti şairi olarak anıyor. Hayatı ve şiirleri 2025’te Ketebe Yayınları’ndan çıkan bir kitapta toplandı. Gazeteci ve oyun yazarı Abidin Daver de 1929–1930’da kulübün başkanlığını yaptı. Bugünün yazarlarından Hasan Cemal ise T24’teki köşesinde kendini “damardan bir Galatasaraylı” diye tanıtıyor.
Tek bir cevap vermek zor. Ama Yapı Kredi Yayınları, Haldun Taner’in kaleci Ases’i anlattığı öyküyü “edebiyatımızın en gözde futbol öyküsü” diye tanıtıyor; Sancho’nun Sabah Yürüyüşü‘nde okuyabilirsiniz. Futbolu deneme tadında okumak isterseniz Tanıl Bora’nın Karhanede Romantizm‘i iyi bir sonraki durak.
BookTok Türkiye’de Neyi Çok Sattırıyor? Algernon’a Çiçekler’den Gizli Tarih’e Geri Dönen Romanlar
KITAP DÜNYASI
Türkiye’de Kitap Neden Bu Kadar Pahalı? Bir Yılda Kaybolan 6 Milyon Bandrolün Hikâyesi
1
Türkiye’de Kitap Neden Bu Kadar Pahalı? Bir Yılda Kaybolan 6 Milyon Bandrolün Hikâyesi
23 kez okundu
2
BookTok Türkiye’de Neyi Çok Sattırıyor? Algernon’a Çiçekler’den Gizli Tarih’e Geri Dönen Romanlar
15 kez okundu
3
Yazarlar Hangi Takımı Tutuyor? Yusuf Atılgan Beşiktaşlı, Hasan Cemal Galatasaraylı, Peki Ya Nâzım Hikmet?
14 kez okundu
4
Okuduğunuz Çeviriyi Yapay Zekâ mı Yaptı? Edebi Çeviride Makine Dönemi ve Çevirmenlerin Kaygısı
12 kez okundu
5
Kitap Kenarında Bir Cumhuriyet’in İzleri: Atatürk Kaç Kitap Okudu? Kenar Notları ve 3.997 Kitap
12 kez okundu
Kitap Kenarında Bir Cumhuriyet’in İzleri: Atatürk Kaç Kitap Okudu? Kenar Notları ve 3.997 Kitap
Yazarlar Hangi Takımı Tutuyor? Yusuf Atılgan Beşiktaşlı, Hasan Cemal Galatasaraylı, Peki Ya Nâzım Hikmet?
Cumartesi Açıp Pazar Kapatacağınız 10 Kısa Türk Romanı
Stephen King, 20 Yaşında Yazıp Çekmeceye Kaldırdığı Romana 58 Yıl Sonra Döndü: “İnsanlar Böyle Davranmaz”
“Kayıp Kuşak” Nereden Çıktı? Hemingway’in Güneş de Doğar’ı 100 Yaşında ve Gerçek Kişilerden Kopyalanan Karakterler
Ahmet Ümit Neden Hep Listenin Başında? “Roma’nın Beş Günü” ve Türk Polisiyesinin Formülü
BookTok Türkiye’de Neyi Çok Sattırıyor? Algernon’a Çiçekler’den Gizli Tarih’e Geri Dönen Romanlar
Okuduğunuz Çeviriyi Yapay Zekâ mı Yaptı? Edebi Çeviride Makine Dönemi ve Çevirmenlerin Kaygısı
Türkiye’de Kitap Neden Bu Kadar Pahalı? Bir Yılda Kaybolan 6 Milyon Bandrolün Hikâyesi
Yayınevine Dosya Gönderdim, Neden Cevap Gelmiyor? Bir Dosyanın Editör Masasındaki Yolculuğu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.