Postmodern edebiyat, 20. yüzyılın ikinci yarısında modernizmin “büyük anlatılarına” karşı bir tepki olarak doğdu. Modernizm’in mutlak doğrularına, ilerleme inancına ve tek bir gerçekliğe meydan okudu. Postmodernizm için artık tek bir hakikat, tek bir tarih veya tek bir anlam yoktur. Her şey görecelidir, parçalıdır ve sürekli yorumlanmaya açıktır. Bu akım, edebiyatı bir “oyun alanı”na dönüştürerek okuru da oyunun içine davet eder.
Postmodern edebiyatın en temel özelliği, Lyotard’ın ifadesiyle “büyük anlatılara” (dinin, aklın, ideolojilerin, tarihin büyük hikâyelerine) duyulan güvensizliktir. Artık “tarih ilerliyor”, “insanlık kurtulacak” gibi büyük vaatler sorgulanır. Yazarlar, bu büyük anlatıları parçalara ayırır, parodi eder ve ironik bir mesafeyle bakar.
Postmodern metinler sıklıkla eski eserleri taklit eder (pastiche) veya alaycı bir biçimde yeniden yazar (parodi). Ciddi bir konuyu komik bir dille anlatmak veya popüler kültürü yüksek sanatla harmanlamak tipiktir. İroni, yazarın en güçlü silahıdır; okura “her şeyin mümkün olduğunu ama hiçbirinin mutlak olmadığını” hissettirir.
Postmodern romanda anlatıcı artık her şeyi bilen, güvenilir bir otorite değildir. Anlatıcı sık sık yalan söyler, çelişkiye düşer veya “ben de bilmiyorum” der. Okur, metnin anlamını kendisi kurmak zorunda kalır. Bu teknik, gerçeğin tek bir versiyonunun olmadığını vurgular.

Postmodern yazarlar, “gerçek” ile “kurgu” arasındaki sınırı bilinçli olarak siler. Yazar bazen metnin içinde bir karakter olarak görünür. Tarihsel olaylar kurguyla, kurgu da tarihle iç içe geçer. Bu, okuru “acaba hangisi gerçek?” diye düşündürür.
Postmodern metinler lineer bir akış izlemez. Zaman kırılır, mekânlar üst üste biner, farklı anlatı katmanları bir arada bulunur. Alıntılar, dipnotlar, liste, gazete kupürü gibi unsurlar metne dahil edilir. Bu parçalanmış yapı, modern hayatın kaosunu ve parçalanmış kimlikleri yansıtır.
Türkiye’de postmodern yaklaşım en güçlü şekilde Orhan Pamuk’ta görülür. Kara Kitap, Yeni Hayat ve Benim Adım Kırmızı gibi romanlarında anlatıcı güvenilirliği sorgulanır, tarih ve kurgu iç içe geçer, Doğu-Batı gerilimi ironik bir dille ele alınır. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı da aydınların entelektüel ikiyüzlülüğünü ironik ve parçalı bir yapıyla anlatması bakımından postmodern özellikler taşır. Latife Tekin’in büyülü gerçekçi üslubu da postmodern unsurlar barındırır.
Postmodern edebiyat, okuru pasif bir tüketici olmaktan çıkarıp aktif bir “anlam üreticisi” yapar. Bize şunu söyler: Hiçbir hikâye tek değildir. Her metin, her okur tarafından yeniden yazılır.
Bu akım, edebiyatı daha özgür, daha oyunbaz ve daha dürüst bir alana taşımıştır. Çünkü postmodernizm, “büyük hakikatlerin” bittiği yerde küçük ama samimi hikâyelerin başladığını ilan eder. Ve bu hikâyeler hâlâ çoğalmaya devam ediyor.

Walt Whitman’ın “Çimen Yaprakları” Şiirinde Bireycilik
3
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
26 kez okundu
4
Virginia Woolf Ayakta Yazdı: Edebiyat Tarihinin En İlginç Yazma Alışkanlıklarından Biri
21 kez okundu
5
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
21 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.