Nazım Hikmet, Türk şiirinin sadece en büyük isimlerinden biri değil, aynı zamanda 20. yüzyılın en cesur seslerinden biridir. Hapishanelerde geçen uzun yıllar, sürgünler, yasaklar ve kovuşturmalara rağmen şiirlerinde hiç tükenmeyen bir umut ve dimdik bir direniş vardır. Onun dizelerini okuduğunuzda, hem yüreğiniz sızlar hem de içinizde bir yerlerde bir ateş yanar. Çünkü Nazım, karanlığın en koyu olduğu yerde bile sabahın geleceğine inanmıştır.
Nazım Hikmet’in şiirlerinde umut, soyut bir dilek değil, somut bir eylemdir. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine” dizesi, onun en bilinen umut manifestosudur. Bu dizelerde hem bireysel özgürlük hem de kolektif dayanışma vardır. O, sadece “daha güzel günler gelecek” demez; o günleri getirmek için mücadele etmenin gerektiğini de söyler. Hapishanede yazdığı “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda, en zor şartlarda bile insanlığın güzelliğine, emeğin onuruna ve sevginin gücüne inanır.
Direniş ise onun şiirlerinin omurgasıdır. Nazım, zulme boyun eğmeyen, susmayan, eğilmeyen bir duruşun şairidir. 1938’de komünist olmak suçlamasıyla 13 yıl hapis cezasına çarptırıldığında, şiir yazmayı bırakmadı. Demir parmaklıklar ardında, “En güzel günlerimizde bile / içimizde bir tutukluluk vardır” diye yazarken, aslında sadece kendi hapishanesini değil, bütün bir toplumun zincirlerini anlatıyordu. “Şeyh Bedreddin Destanı”, “Kuvâyi Milliye Destanı” gibi eserlerinde ise ulusal ve sınıfsal direnişin destanını yazdı.
Onun dilinin en büyük gücü, sade ve vurucu olmasıdır. Ağdalı kelimelerden, suni süslemelerden uzak durur. Halkın konuştuğu dille, türkülerin ritmiyle, sokakların samimiyetiyle konuşur. Bu yüzden şiirleri hem okuru kucaklar hem de sarsar. “Davet” şiirinde “Gel, beraber gidelim” derken hem bir sevgiliye hem de bütün bir halka seslenir. Yalnız değildir; her zaman “biz” vardır onun şiirinde.

Nazım Hikmet’in en etkileyici yanı, umut ile direnişi birbirinden ayırmamasıdır. O, karanlığı görür ama karanlığa teslim olmaz. Sürgündeyken yazdığı “Yine Memleketim Üstüne Söylenmiştir” şiirlerinde vatan özlemiyle yanıp tutuşurken bile, “Bu vatanda yaşanır” diye haykırır. Ölümünden sonra bile yasaklanan, yakılan, saklanan şiirleri, yıllar sonra daha güçlü bir şekilde geri dönmüştür. Çünkü o, sadece bir şair değil; bir fikir, bir duruş ve bir umut ışığıydı.
Bugün Nazım’ı okuduğumuzda hâlâ etkilenmemizin sebebi, onun şiirlerinin eskimezliğidir. Eşitsizlik, baskı, özgürlük mücadelesi ve insan sevgisi gibi temalar, maalesef hâlâ günceldir. Onun dizeleri, karanlık günlerde hâlâ yol gösterir, umut verir ve direnmeye çağırır.
Nazım Hikmet, “En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımızdır” derken aslında hepimize bir vasiyet bırakmıştır. O vasiyet şudur: Umudu kaybetme, direnmekten vazgeçme ve daha güzel bir dünya için mücadele et.
Çünkü Nazım’a göre şiir, sadece kelimelerden ibaret değildir. Şiir, direnişin ve umudun en güzel hâlidir.

T.S. Eliot’un “Çorak Ülke”sinde Modern Dünya
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
54 kez okundu