a

“Körlük” Romanında İnsan Doğasının Sorgulanışı

ad826x90
ad826x90
ad826x90

José Saramago’nun Körlük’ü, 20. yüzyılın en sarsıcı distopyalarından biridir. Roman, bir salgının bütün bir toplumu aniden kör etmesiyle başlar. Ancak fiziksel körlük, asıl meselenin sadece bir metaforudur. Saramago, gözleri görmeyen insanların nasıl hızla medeniyetlerini kaybettiklerini, barbarlığa döndüklerini ve bir avuç insanın ise hâlâ insan kalabildiğini anlatırken, aslında “insan doğası nedir?” sorusunu en acımasız şekilde sorar.

ad826x90

Romanın en çarpıcı yanı, körlüğün eşitlikçi bir felaket oluşudur. Zengin, fakir, güçlü, zayıf, eğitimli, cahil… Hepsi aynı karanlığın içinde kalır. Bu eşitlik, medeniyet dediğimiz yapının ne kadar ince bir kabuktan ibaret olduğunu gösterir. Saramago, ilk kör olan adamın karantinaya alındığı andan itibaren toplumun adım adım çöküşünü anlatır. Hastane koridorlarında başlayan şiddet, açlık, tecavüz ve iktidar kavgası, kısa sürede bütün şehre yayılır. İnsan, temel ihtiyaçları karşılanmadığında ne kadar çabuk “hayvan” hâline gelebiliyor? Roman bu soruyu korkusuzca sorar.

Karanlığın İçinde Işık

Ancak Körlük, sadece karanlığın romanı değildir. Saramago, en karanlık noktada bile bir ışık bırakır. Doktorun karısı, romanın en önemli karakteridir. O, salgından etkilenmeyen tek kişidir ama bunu kimseye söylemez. Görmesine rağmen körlerin arasında kalır, onlara yol gösterir, korur ve ayakta kalmalarını sağlar. Onun varlığı, “merhamet hâlâ mümkündür” mesajını verir. Aynı şekilde, küçük bir grup insan (doktorun karısı, eski bir hırsız, bir gözlüklü kız çocuğu) karanlığın içinde dayanışmayı ve onuru korumaya çalışır.

Saramago, insan doğasını ikiye bölmez. Ne “insan temelde iyidir” ne de “insan temelde kötüdür” der. Ona göre insan, şartlara göre şekil alan, korkuyla, açlıkla, iktidar hırsıyla kolayca yozlaşabilen ama aynı zamanda sevgi, dayanışma ve fedakârlık kapasitesi de olan bir varlıktır. Romanın en güçlü yanı, bu ikiliği aynı anda göstermesidir.

ad826x90

Metaforun Gücü

“Körlük”, fiziksel bir hastalık olmaktan çok, ahlaki ve ruhsal bir körlüktür. İnsanların birbirini görememesi, empati kuramaması, ötekinin acısına duyarsız kalması… Saramago, modern toplumun zaten bir tür “kolektif körlük” içinde olduğunu ima eder. Tüketim çılgınlığı, bireycilik, iktidar hırsı ve ötekinin görünmez kılınması… Roman, bunları alegorik bir dille teşhir eder.

ad826x90

Üslup da romana ayrı bir derinlik katar. Saramago’nun noktalama işaretlerini neredeyse hiç kullanmayan, uzun ve soluksuz cümleleri, körlüğün yarattığı kargaşayı ve belirsizliği hissettirir. Okur da karakterlerle birlikte “görmeden” ilerler.

Körlük’ü bitirdiğinizde içinizde hem derin bir huzursuzluk hem de tuhaf bir umut kalır. Çünkü Saramago, en karanlık tabloyu çizmesine rağmen, “insan hâlâ kurtulabilir” mesajını verir. Doktorun karısının son sahnede söylediği “Ben hâlâ görüyorum” cümlesi, romanın en güçlü umut ışığıdır.

Saramago, Körlük ile insan doğasının en karanlık ve en aydınlık yüzlerini aynı anda göstermiştir. Roman, hâlâ “Medeniyetimiz ne kadar sağlam?” sorusunu sorduğumuz her anda yeniden okunmayı hak ediyor. Çünkü körlük, gözlerimizle değil, vicdanımızla ilgili bir durumdur. Ve bu körlük, ne yazık ki hâlâ devam ediyor.

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

“İnce Memed”in Edebi Dili ve Karakterleri

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.