James Joyce’un Ulysses (1922) romanı, 20. yüzyıl modernizminin zirvesi ve bilinç akışı (stream of consciousness) tekniğinin en yetkin örneklerinden biridir. Roman, Homeros’un Odysseia destanını temel alarak, Dublin’de geçen bir günde (16 Haziran 1904) üç ana karakterin (Stephen Dedalus, Leopold Bloom ve Molly Bloom) zihinlerinden geçenleri anlatır. Joyce, bu teknikle dış dünyadan çok iç dünyayı, bilinçaltını, çağrışımları ve düşünce akışını ön plana çıkarır.
Joyce, bilinç akışını şu unsurlarla ustalıkla kullanır:
1. Leopold Bloom (Bilinç Akışının En Zengin Örneği) Bloom’un zihni romanın merkezindedir. Market alışverişinden başlayarak karısının sadakatsizliği, oğlunun ölümü, Yahudi kimliği ve cinsellik gibi konular çağrışım zinciriyle akar. Bloom’un düşünceleri hem sıradan hem derin, hem komik hem hüzünlüdür. Joyce, onun iç dünyasını o kadar gerçekçi verir ki, okur Bloom’un zihninde “yaşıyormuş” gibi hisseder.
2. Stephen Dedalus Sanatçı-portresi olan Stephen’in zihni daha entelektüel ve felsefidir. Hamlet, estetik kuramlar, anne figürü ve İrlanda kimliği üzerine düşünceleri, yoğun bir bilinç akışıyla verilir. Stephen, Joyce’un gençlik otobiyografisinden izler taşır.

3. Molly Bloom’un Son Monologu Romanın en ünlü bölümüdür. Molly’nin uykuya dalmadan önceki 40+ sayfalık, noktasız, paragrafssız iç monoloğu, bilinç akışının zirvesidir. Cinsellik, evlilik, geçmiş âşıklar, annelik ve kadınlık üzerine akan bu monolog, edebiyat tarihinin en cesur ve en gerçekçi kadın iç seslerinden biridir.
Joyce, bilinç akışını şu amaçlarla kullanır:
Bu teknik, Virginia Woolf, William Faulkner, Samuel Beckett gibi yazarları doğrudan etkilemiştir ve modernist romanın temel taşı olmuştur.
Türk edebiyatında bilinç akışı, özellikle Oğuz Atay (Tutunamayanlar), Bilge Karasu ve Orhan Pamuk’un bazı eserlerinde görülür. Joyce’un etkisi, Türk romanının iç monolog ve çokseslilik açısından zenginleşmesinde önemli rol oynamıştır.
Sonuç olarak, Ulysses, bilinç akışı tekniğiyle edebiyatı “dışarıdan anlatım”dan “içeriden deneyim”e taşımıştır. Joyce, bir günde geçen sıradan bir hayatı, insan zihninin sonsuz derinliğine dönüştürmüştür.
Romanı okuduğunuzda, Dublin sokaklarında yürümekle kalmaz; Bloom’un, Stephen’in ve Molly’nin zihinlerinde de dolaşırsınız. Bu, edebiyatın en cesur ve en yenilikçi hamlelerinden biridir.
Eğer belirli bir bölüm (Molly’nin monologu, Sirens bölümü vb.) veya teknik üzerine daha detaylı bir inceleme isterseniz, hemen yazabilirim.

Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Oda”sında Feminist Düşünceler
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
56 kez okundu