James Joyce, 20. yüzyıl edebiyatının en cesur ve en zorlu yenilikçilerinden biridir. 1922’de yayımlanan Ulysses, tek bir günde (16 Haziran 1904) Dublin’de geçen, yaklaşık 260 bin kelimelik dev bir romandır. Joyce, Homeros’un Odysseia destanını modern Dublin’e uyarlayarak, Leopold Bloom, Stephen Dedalus ve Molly Bloom’un bir günlük hayatını anlatır. Ancak bu “bir gün”, insanlığın neredeyse bütün deneyimini içine sığdırır.
Ulysses, klasik roman anlayışını kökünden sarsmıştır. Olay örgüsü geleneksel anlamda yoktur. Bunun yerine bilinç akışı, iç monolog, parodi, gazete başlıkları, tiyatro senaryosu, müzik ve hatta matematik formülleri gibi birbirinden farklı üsluplar birbiri ardına akar. Joyce, her bölümde farklı bir anlatım tekniği dener. Bir bölüm tamamen soru-cevap biçimindedir, başka bir bölümde ise bir bebeğin doğumu sırasında anlatım embriyonun gelişim aşamalarını taklit eder. Bu teknik zenginlik, romanı hem okuması zor hem de muhteşem kılar.
Romanın kahramanı Leopold Bloom, Yahudi kökenli, sıradan bir reklam satıcısıdır. Karısı Molly’yle ilişkisi gergindir, oğlu ölmüştür ve Dublin sokaklarında dolaşırken hem günlük hayatın küçük detaylarıyla hem de büyük varoluşsal sorularla uğraşır. Stephen Dedalus ise genç bir entelektüeldir ve babalık arayışı içindedir. Joyce, bu iki karakter üzerinden modern insanın yalnızlığını, şehvetini, entelektüel bunalımını ve aidiyet arayışını anlatır.
Ulysses’in en büyük devrimi, zaman algısındadır. Joyce’a göre bir günde yaşananlar, bir ömrün özetidir. Dışarıda akan Dublin trafiği ile içerideki zihin fırtınası aynı anda akar. Roman, hem son derece gerçekçi (Dublin’in sokak isimleri, meyhaneleri, gazeteleri gerçek) hem de son derece semboliktir. Her bölüm, Odysseia’nın bir bölümüne karşılık gelir ama Joyce bu paralelliği asla zorlamaz; ustaca gizler.

Molly Bloom’un romanın sonunda yer alan ünlü 40 sayfalık tek cümlelik monoloğu, edebiyat tarihinin en cesur sayfalarından biridir. Kadın cinselliği, hafıza, pişmanlık ve hayatın kendisi bu monologda akıp gider. Noktasız, virgülsüz bu akış, okuru Molly’nin zihninin içine hapseder.
Joyce, romanı yazarken gözleri neredeyse hiç görmüyordu. Sekiz yıl boyunca kelimeleri ezberleyerek, not alarak ve yeniden yazarak tamamladı. Ulysses, yayımlandığında skandal yarattı. “Müstehcen” bulunduğu için İngiltere ve Amerika’da yasaklandı. Ancak zamanla modern romanın kutsal kitabı hâline geldi.
Ulysses’i okumak kolay değildir. Bazı sayfaları defalarca okumak, not almak, hatta rehber kitaplarla birlikte ilerlemek gerekir. Ama bu zorluk, romanı bir tür ritüele dönüştürür. Her okunuşta yeni bir katman açılır.
James Joyce, Ulysses ile gösterdi ki: Modern hayatın karmaşası, ancak dilin de karmaşıklaşmasıyla anlatılabilir. O, romanı bir laboratuvara çevirdi ve kelimelerin sınırlarını zorladı. Bugün hâlâ “Joyce okumak” bir meydan okuma olarak kabul edilir.
Ulysses, sadece bir roman değil; modern insanın zihninin haritasıdır. Joyce, Dublin’in bir gününü yazarken aslında hepimizin hikâyesini yazmıştır. Karmaşık, çelişkili, sıradan ve muhteşem olan hikâyemizi.
Ve bu harita, hâlâ okundukça genişlemeye devam ediyor.

Virginia Woolf ve Bilinç Akışı Tekniği
3
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
26 kez okundu
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
21 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.