Alonso Quijano, kırklı yaşlarında, La Mancha’da yaşayan sıradan bir taşra soylusudur. Şövalye romanlarını aşırı derecede okuyunca aklını kaybeder ve kendini Don Kişot de la Mancha ilan eder. Paslanmış zırhını giyer, eski atı Rocinante’ye biner ve yanına da “silah arkadaşı” Sancho Panza’yı alır. Amacı, dünyayı dolaşarak haksızlıklarla mücadele etmek, mazlumları korumak ve Dulcinea adlı (hayali) bir hanımefendiye âşık olarak şövalyeliğin en yüce ideallerini yaşamaktır.
Ancak Cervantes, Don Kişot’u asla saf bir kahraman yapmaz. Onu hem yüceltir hem de acımasızca tiye alır. Rüzgâr değirmenlerini dev sanan, koyun sürülerini ordu zanneden, hanları şato olarak gören Don Kişot, idealizmin en komik ve en acıklı yüzüdür. Cervantes, idealizmin çöküşünü anlatırken aslında modern dünyanın doğuşunu da müjdeler. Çünkü Don Kişot’un yaşadığı çağ, şövalyeliğin bittiği, gerçekçiliğin ve pragmatizmin yükseldiği bir dönemdir.
Romanın en güçlü yanı, idealizm ile gerçeklik arasındaki gerilimdir. Don Kişot, her yenilgiden sonra bile ideallerinden vazgeçmez. Kırılır, yaralanır, aşağılanır ama “dünyayı daha iyi bir yer yapmak” hayalinden kopmaz. Buna karşılık Sancho Panza, pratik, açgözlü ve gerçekçi bir köylüdür. İki karakter arasındaki diyaloglar, romanın en büyük zenginliğidir. Don Kişot ideali, Sancho ise gerçeği temsil eder. Cervantes, ikisini de ne tamamen haklı ne de tamamen haksız gösterir. Bu denge, eseri zamana karşı dirençli kılar.
Don Kişot, aynı zamanda bir kimlik sorgulamasıdır. Alonso Quijano, Don Kişot olurken aslında kendi sıradan hayatından kaçmaktadır. Cervantes, okura şunu sordurur: Gerçek benliğimiz hangisidir? Toplumun dayattığı rol mü, yoksa hayal ettiğimiz ideal benlik mi? Bu soru, roman bittikten uzun süre sonra bile zihinde yankılanmaya devam eder.

Romanın finali ise trajikomiktir. Don Kişot, yatağında ölüm döşeğindeyken aklını yeniden başına toplar ve “Don Kişot” kimliğinden vazgeçer. Ama bu “akıllanma”, aslında idealizmin ölümüdür. Cervantes, idealizmin çöküşünü hem acı hem de ironik bir şekilde anlatır. Okur, Don Kişot’un yenilgisinde hem üzülür hem de gülümser.
Don Kişot, 400 yılı aşkın süredir neden bu kadar çok okunuyor? Çünkü idealizm ile gerçeklik arasındaki çatışma, insanlığın hiç bitmeyen hikâyesidir. Her dönemde insanlar “dünyayı değiştirebilirim” diye yola çıkar, ama dünya onları değiştirir. Cervantes, bu evrensel gerçeği en komik ve en hüzünlü şekilde anlatmayı başarmıştır.
Don Kişot’u okuduktan sonra rüzgâr değirmenlerine başka türlü bakarsınız. Artık onlar sadece değirmen değil; insanın hayallerine saldıran, onu yere seren, ama yine de peşinden koşulmaya değer bir idealdir.
Cervantes, idealizmin çöküşünü anlatırken aslında onun güzelliğini de ölümsüzleştirmiştir. Çünkü Don Kişot yenilse de, idealleri hâlâ yaşıyor. Ve belki de en büyük umut da budur.

Homeros’un “İlyada”sı: Mitolojinin Edebi Yansıması
3
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
35 kez okundu
4
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
33 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.