Anton Çehov (1860-1904), modern tiyatronun en büyük yenilikçilerinden biridir. O, klasik tragedyaların yüksek sesli kahramanlıklarından ve melodramların abartılı çatışmalarından uzaklaşarak, sessizliğin dramaturjisini yaratmıştır. Çehov’un oyunlarında en güçlü anlar, genellikle konuşulmayan, ima edilen ve sessizlikle dolu anlardır. Bu “sessiz dramatik anlar”, karakterlerin iç dünyasını, bastırılmış duygularını ve varoluşsal yalnızlığını en derin biçimde ortaya koyar.
Çehov, “İnsanlar yemek yerken, gündelik işlerden konuşurken bile mutsuzluklarını yaşarlar” der. Oyunlarında büyük olaylar (cinayet, intihar, kavga) nadirdir. Bunun yerine:
gibi tekniklerle gerilimi ve dramı yaratır. Bu sessizlikler, seyirciyi karakterlerin iç dünyasına davet eder.
1. Vanya Dayı (1899) Oyunun en çarpıcı sahnelerinden biri, Vanya Dayı’nın Sonya’ya “Ne yapacağız şimdi?” diye sorduğu andır. Cevap yerine uzun bir sessizlik gelir. Bu sessizlik, bütün bir hayatın boşa gittiği duygusunu taşır. Karakterler, ellerinde kalan küçük umut parçalarına tutunurken, seyirci derin bir hüzün hisseder. Burada eylem değil, eylemsizlik dramatiktir.

2. Üç Kız Kardeş (1901) Kız kardeşlerin “Moskova’ya gideceğiz!” diye tekrarladığı replikler, oyunun leitmotifidir. Ancak bu umut, hiçbir zaman gerçekleşmez. Oyunun finalinde, askerlerin gidişiyle birlikte sahnede uzun bir sessizlik olur. Kız kardeşler birbirlerine sarılırken, seyirci onların sonsuza dek taşrada kalacağını anlar. Bu sessizlik, umudun ölümüdür.
3. Vişne Bahçesi (1904) Oyunun sonunda vişne bahçesinin kesilme sesleri duyulurken karakterler sessizce sahneden ayrılır. Lopahin’in baltaların sesine sevindiği, Ranevskaya’nın ise içten içe yıkıldığı bu an, eski düzenin çöküşünü sessizlikle anlatır. Çehov, burada kelimelere gerek duymaz; sesler ve sessizlikler yeterlidir.
4. Martı (1896) Konstantin’in martıyı vurması ve Treplev’in intiharı gibi olaylar, sahnede doğrudan gösterilmez. Bunlar, karakterlerin tepkileri ve uzun sessizliklerle hissettirilir. Trajedi, bağırış çağırışla değil, derin bir sessizlikle yaşanır.
Çehov, “Eğer sahnede bir tabanca görünüyorsa, o tabanca patlamalıdır” derken aslında “gereksiz” hiçbir şeyin olmaması gerektiğini vurgular. Ancak onun asıl ustalığı, “patlamayan” şeylerde yatar. Sessizlikler, yarım cümleler ve gündelik konuşmaların altında yatan duygusal fırtınalardır.
Bu teknik, tiyatroda devrim yaratmıştır. Eugene O’Neill, Tennessee Williams, Samuel Beckett ve Harold Pinter gibi birçok modern tiyatro yazarı, Çehov’un “sessiz dramaturjisi”nden doğrudan etkilenmiştir.
Çehov’un oyunları, bugün hâlâ dünyanın her yerinde en çok sahnelenen eserler arasındadır. Çünkü o, büyük laflar etmeden, sıradan insanların içindeki büyük acıları göstermeyi başarmıştır. Sessizlikleri, seyirciyi pasif izleyiciden aktif bir “duygu ortağına” dönüştürür.
Sonuç olarak, Anton Çehov, tiyatro tarihinde “konuşulmayanın gücü”nü keşfeden ilk büyük yazardır. Onun oyunlarında sessizlik, kelimelerden daha yüksek sesle konuşur. Bu sessizliklerde, modern insanın yalnızlığı, umudu, umutsuzluğu ve insanlık hâli gizlidir.
Çehov’u izlediğinizde, sahnedeki karakterler susarken içinizdeki seslerin yükseldiğini hissedersiniz. Çünkü o, sessizliği en güçlü replik hâline getirmiştir.
İsterseniz Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş veya Vişne Bahçesi’ndeki belirli bir sessiz sahne üzerine daha detaylı bir inceleme yapabilirim.

Molière’in Komedilerinde Toplumsal Eleştiri
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
56 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.