Garip Akımı, Türk şiirinde 1940’lı yıllarda yaşanan en radikal ve en etkili yenilik hareketlerinden biridir. 1941’de Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat’ın Garip adlı ortak şiir kitabıyla başlayan akım, divan şiirinden Servet-i Fünun’a, Beş Hececilerden toplumcu şiire uzanan geleneğe karşı bir başkaldırıdır. “Şiiri halka indirmek”, “şiiri sokağın diliyle konuşmak” ve “şiirde devrim yapmak” iddiasıyla ortaya çıkmıştır.
Garip Akımı, Türk şiirinde serbest nazmın (serbest vezin) yaygınlaşmasında en büyük rolü oynamıştır.
Eleştiriler: Bazı eleştirmenler Garip şiirini “sığ”, “gündelik” ve “şiirsellikten uzak” buldu. “Her şey şiir olabilir” anlayışı, şiirin estetik derinliğini azalttığı yönünde eleştirildi.
Miras: Garip Akımı, Türk şiirini halka yaklaştırdı, dili sadeleştirdi ve modern şiirin kapılarını açtı. Bugün bile Orhan Veli’nin şiirleri en çok okunanlar arasındadır. Garip, “şiir herkesindir” düşüncesini yerleştirmiş, sonraki kuşaklara (İkinci Yeni, 1960’lar şiiri) hem ilham hem de tepki kaynağı olmuştur.

Sonuç olarak, Garip Akımı, Türk şiirinde “devrim” niteliğinde bir harekettir. Şiiri saraylardan, salonlardan ve soyut imgelerden çıkarıp sokağa, günlük hayata ve sıradan insanın kalbine indirmiştir. Orhan Veli’nin “Değil mi ki” şiirinde dediği gibi:
“Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim.”
Bu anlayış, Türk şiirinin modernleşme yolculuğunda en önemli kilometre taşlarından biridir.
İsterseniz Orhan Veli’nin belirli bir şiiri, Garip ile İkinci Yeni karşılaştırması veya akımın diğer şairleri üzerine daha detaylı bir inceleme yapabilirim.

1960’ların Toplumsal Romanları
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
56 kez okundu