Bir klasik okuduğunuzda aslında neyi okuduğunuzu hiç düşündünüz mü? Çünkü aynı kitap, farklı çevirilerde neredeyse başka bir esere dönüşebilir.
Çeviri Kalitesi Ne Kadar Önemli?
- Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı Türkçe’de birbirinden çok farklı 15’ten fazla çeviriye sahip. Bazı çeviriler akıcı ve modern, bazıları ise eski ve ağır. Aynı paragraf, bir çeviride şiirsel ve derin, başka bir çeviride düz ve sıkıcı gelebiliyor.
- Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’si İngilizce’de en az 3 büyük çeviri gördü. Her yeni çeviri, Proust’un o meşhur uzun cümlelerini biraz daha iyi ya da daha kötü yakalıyor.
- Orhan Pamuk’un kitapları İngilizceye çevrildiğinde bazı eleştirmenler “Türkçe’deki şiirselliği kaybetti” diyor. Yazarın kendisi bile çeviri süreçlerine müdahil oluyor.
En Büyük Sorunlar
- Kültürel Kaybı Türkçe bir eseri İngilizceye çevirirken “ahbap”, “abi”, “kader” gibi kelimelerin tam karşılığı bulunamıyor. Anlam kayıyor.
- Üslup Kaybı Virginia Woolf’un bilinç akışı tekniği, kötü bir çeviride düz bir anlatıma dönüşebiliyor.
- Siyasi ve Dönemsel Sansür Bazı klasikler (özellikle Sovyet döneminde) ideolojik nedenlerle bilinçli olarak “yumuşatılarak” çevrildi.
- Eski Çeviriler 1950’lerde yapılan çeviriler artık dili eskimiş hâlde. Yeni nesil okurlar bunları ağır bulabiliyor.
İyi Bir Çeviri Nasıl Anlaşılır?
- Çevirmenin adı kapağın ön yüzünde yer alıyor mu?
- Çeviri notları ve açıklamalar var mı?
- Farklı baskıları karşılaştırabiliyorsanız, en yeni ve eleştirmenlerce övülen çeviriyi tercih edin.
Öneri: Mümkünse bir klasiği en az iki farklı çeviriyle okuyun. Aradaki fark sizi şaşırtacaktır.
Klasik bir eseri okuduğunuzda aslında o kitabı yazan kadar, çeviren kişiyi de okuyorsunuz. Bazen muhteşem bir kitap, kötü bir çeviri yüzünden “sıkıcı” bulunurken; vasat bir eser, usta bir çevirmen sayesinde unutulmaz hâle gelebiliyor.
Sizce en iyi çevirilen klasik hangisi? Ya da en kötü çevrilen eser?