a

19. Yüzyıl Realizmi ve Flaubert’in Mirası

ad826x90
ad826x90
ad826x90
  1. yüzyıl, edebiyatta “gerçeklik” arayışının zirveye ulaştığı dönemdir. Romantizmin duygusal coşkusundan ve idealizminden sıkılan yazarlar, hayata olduğu gibi bakmayı, toplumun çirkinliğini, sıradanlığını ve ikiyüzlülüğünü cesaretle göstermeyi tercih ettiler. İşte bu dönemde doğan Realizm akımı, edebiyatı kökten değiştirdi. Ve bu akımın en büyük ustalarından biri hiç şüphesiz Gustave Flaubert’dir.

Flaubert, realizmin sadece “gerçeği anlatmak” olmadığını kanıtlayan yazardır. Ona göre gerçekçilik, her detayı titizlikle seçmek, süslemelerden arınmak ve kelimeleri adeta bir cerrah hassasiyetiyle kullanmaktır. Madame Bovary (1857), bu anlayışın doruk noktasıdır. Roman, taşrada yaşayan genç bir kadının sıradan hayatını, evlilikteki mutsuzluğunu, yasak aşklarını ve toplumsal baskılar altında ezilişini anlatır. Ancak Flaubert, bu hikâyeyi dramatik bir şekilde süslemez. Soğuk, nesnel ve klinik bir üslupla yazar. Okur, Emma Bovary’ye hem acır hem de öfkelenir. Çünkü Flaubert, karakterini ne kahramanlaştırır ne de aşırı yargılar; sadece var olduğu gibi gösterir.

ad826x90

Flaubert’in realizmi, “tarafsızlık” üzerine kuruludur. “Yazar, eserinin içinde Tanrı gibi olmalıdır: her yerde mevcut, ama hiçbir yerde görünür olmamalıdır” der. Bu ilke, modern roman anlayışının temel taşlarından biri hâline geldi. O, kelimeleri o kadar titiz seçerdi ki, bazen tek bir cümle için saatlerce uğraşırdı. “Bir cümle, bir müzikal cümle gibi akmalıdır” anlayışıyla yazardı.

Realizmin Toplumsal Eleştirisi

  1. yüzyıl realizmi, sadece teknik bir yenilik değildi; aynı zamanda güçlü bir toplumsal eleştiri aracıydı. Balzac’ın İnsanlık Komedisi ile başladığı bu çizgi, Flaubert’le zirveye çıktı. Yazarlar, burjuva sınıfının ikiyüzlülüğünü, paranın yozlaştırıcı etkisini, kadınların sınırlı hayatını ve taşra darlığını acımasızca sergilediler. Stendhal, Zola ve Maupassant da bu geleneğin önemli isimleri oldular.

Flaubert’in mirası özellikle üslup bakımından çok güçlüdür. Onun nesnel anlatımı, sonraki yazarları derinden etkiledi. Hemingway’in “buzdağı teorisi”nden Orhan Pamuk’un detay zenginliğine, birçok yazar Flaubert’in titizliğinden beslenmiştir. O, “güzel yazmak” yerine “doğru yazmak” ilkesini edebiyata kazandırmıştır.

Ancak realizmin de eleştirildiği noktalar vardır. Bazılarına göre fazla karamsar ve ruhsuzdur. İdeal olanı yok sayıp sadece çirkinliği gösterdiği iddia edilir. Flaubert ise buna “gerçek hayat zaten çirkindir, ben onu süsleyemem” diye cevap verirdi.

ad826x90

Madame Bovary yayımlandığında ahlaksızlıkla suçlandı ve Flaubert mahkemeye verildi. Ama beraat etti. Bugün o roman, realizmin kutsal kitabı olarak okunuyor. Çünkü Flaubert, sıradan bir kadının hikâyesini anlatırken aslında bütün bir toplumun ruhsal yoksulluğunu gözler önüne sermişti.

ad826x90
  1. yüzyıl realizmi ve Flaubert’in mirası, edebiyata şunu öğretti: Gerçek cesaret, güzel yalanlar anlatmak değil, çirkin gerçekleri olduğu gibi yazabilmektir. Bu miras, hâlâ günümüz edebiyatını beslemeye devam ediyor. Çünkü gerçekçi bakış, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, insanı olduğu gibi görmenin ilk şartıdır.

Flaubert’in kalemi, hâlâ “gerçek” denen o zor yola ışık tutuyor. Ve biz, o ışıkta yürümeye devam ediyoruz.

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Edebiyatın Toplumsal Eleştiri İşlevi

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.