Paul Auster (1947-), Amerikan postmodern edebiyatının en önemli temsilcilerinden biridir. Romanlarında şans ve kader, birbirini tamamlayan ve sürekli sorgulayan iki temel güç olarak işlenir. Auster, rastlantıları, tesadüfleri ve beklenmedik karşılaşmaları hikâyelerinin motoru hâline getirirken, kaderi de bireyin kontrol edemediği, ama anlamlandırmaya çalıştığı bir yapı olarak sunar. Onun dünyasında hayat, mantıklı bir çizgi değil; tesadüflerin yarattığı labirenttir. Karakterleri, bu labirentte yollarını bulmaya çalışırken hem özgür hem de kaderin oyuncağı hâline gelir.
Auster’ın postmodern anlatılarında şans ve kader şu şekilde iç içe geçer:
Auster, Beckett, Kafka ve Paul Auster’ın etkisinde kalarak postmodernizmin temel sorularını sorar:
Üslubu sade, akıcı ve sinematiktir. Karakterleri, New York’un sokaklarında dolaşırken hem fiziksel hem metafizik bir yolculuğa çıkar.

Sonuç olarak, Paul Auster postmodern romanlarında şansı ve kaderi, modern insanın en büyük paradoksu olarak ele alır. Hayat, onun dünyasında rastlantıların yarattığı bir labirenttir; karakterler bu labirentte yollarını bulmaya çalışırken hem özgürleşir hem de daha derin bir kaderin parçası olurlar. Auster, okura şunu hissettirir: “Tesadüfler, kaderin maskesidir.”
Auster’ın en çarpıcı cümlelerinden biriyle bitirelim: “Hayat, bir dizi tesadüften ibarettir; ama bu tesadüfler, bir hikâye anlatır.”
Bu anlayış, onun tüm roman dünyasının temelinde yatar.
İsterseniz New York Üçlemesi’nin tesadüf analizi, The Music of Chance’teki kader teması, Auster’ın Beckett ve Kafka ile ilişkisi veya diğer postmodern yazarlarla karşılaştırması üzerine daha detaylı bir inceleme yapabilirim.

Milan Kundera’nın Romanlarında Kimlik ve Hafıza
3
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
26 kez okundu
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
21 kez okundu