Tennessee Williams’ın Arzu Tramvayı (A Streetcar Named Desire, 1947) oyunu, 20. yüzyıl Amerikan tiyatrosunun en önemli eserlerinden biri ve modern trajedinin en güçlü örneklerindendir. Pulitzer Ödülü kazanan bu oyun, klasik Yunan trajedilerinden farklı olarak, soylu kahramanlar yerine kırılgan, kusurlu ve “sıradan” insanları merkeze alır. Williams, Güney’in çöküşü ile modern Amerika’nın yükselişi arasındaki gerilimi, cinsellik, sınıf çatışması, delilik ve illüzyon temaları üzerinden ustalıkla işler.
Klasik trajedide (Sophokles, Shakespeare) kahramanlar yüksek statüde ve büyük bir “tragic flaw” (trajik kusur) yüzünden düşer. Arzu Tramvayı’nda ise trajedi küçük insanın gündelik hayatında yaşanır:
Blanche DuBois
Stanley Kowalski

Stella İki dünya arasında kalmış trajik figürdür. Hem ablasına hem kocasına bağlıdır. Finalde Blanche’ı akıl hastanesine gönderirken, “rahatlama” ile “suçluluk” arasında kalır.
Arzu Tramvayı, Marlon Brando’nun efsanevi Stanley performansıyla sinemada da ölümsüzleşmiştir (1951). Oyun, Tennessee Williams’ı dünya çapında ünlü yapmış ve Arthur Miller ile birlikte modern Amerikan trajedisinin temelini atmıştır.
Bugün hâlâ çok güçlüdür çünkü:
gibi temalar hâlâ günceldir. Blanche’ın “Kibar olun” ricası, modern dünyada hâlâ yankılanır.
Sonuç olarak, Arzu Tramvayı, modern trajedinin en acımasız ve en şiirsel örneğidir. Williams, klasik trajedideki “düşen kahraman”ı alıp, onu “düşen insan”a dönüştürmüştür. Blanche’ın son cümlesi (“Ne olursa olsun, garip birine her zaman güvenebilirim”) hem umut hem de derin bir trajedidir.
Oyun, bize şunu hatırlatır: Modern dünyada en büyük trajedi, artık kralların değil, sıradan insanların yaşadığı trajedidir.
İsterseniz Blanche karakteri, final sahnesi veya oyun ile Camino Real, Kedinin Sıcak Sac Damı gibi diğer Williams eserleri üzerine daha detaylı bir inceleme yapabilirim.

Eugene O’Neill: Amerikan Tiyatrosunun Yenilikçisi
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
56 kez okundu