Eugene O’Neill (1888-1953), Amerikan tiyatrosunun ilk gerçek devi ve Nobel Edebiyat Ödülü’nü (1936) kazanan ilk Amerikalı yazardır. O, Broadway’in yüzeysel eğlence anlayışını yıkarak, tiyatroyu derin psikolojik tahlilin, trajedinin ve varoluşsal sorgulamanın sanatına dönüştürmüştür. Avrupa’daki Ibsen, Strindberg ve Çehov etkilerini Amerikan gerçekliğiyle birleştirerek, ABD tiyatrosunu uluslararası seviyeye taşımıştır.
O’Neill’in hayatı, eserlerine doğrudan yansımıştır. Aktör bir babanın oğlu olarak tiyatro dünyasında büyümüş, gençliğinde denizcilik yapmış, alkolizm ve intihar girişimleri yaşamıştır. Bu karanlık deneyimler, onun trajik duyarlılığının temelini oluşturur. 1920’lerde yazdığı oyunlarla ünlenen O’Neill, 1930’larda daha derin ve otobiyografik eserlere yönelmiştir.
O’Neill, Amerikan tiyatrosuna şu yenilikleri getirmiştir:
O’Neill’in trajedilerinde şu temalar baskındır:

O’Neill, Arthur Miller, Tennessee Williams ve Edward Albee gibi sonraki büyük Amerikan tiyatro yazarlarının yolunu açmıştır. Oyunları hâlâ Broadway’de ve dünya tiyatrolarında en çok sahnelenen eserler arasındadır. Özellikle Long Day’s Journey Into Night, modern tiyatronun en önemli metinlerinden biri kabul edilir.
Sonuç olarak, Eugene O’Neill, Amerikan tiyatrosunu “eğlence”den “sanat” düzeyine taşımış, acıyı ve insan ruhunun karanlıklarını cesaretle sahneye koymuştur. O, “mutlu son” yalanına karşı trajedinin gerçekliğini savunmuştur.
Tennessee Williams’ın dediği gibi: “O’Neill olmadan biz olamazdık.”
Oyunlarını izlediğinizde ya da okuduğunuzda, Amerikan rüyasının altında yatan acıyı ve evrensel insan dramını hissedersiniz. Çünkü O’Neill, tiyatroyu bir ayna hâline getirmiş ve bu aynada hem Amerika’yı hem de tüm insanlığı göstermiştir.
İsterseniz Long Day’s Journey Into Night veya The Iceman Cometh üzerine daha detaylı bir inceleme yapabilirim.

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken”inde Absürdizm
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
56 kez okundu