Rönesans (Yeniden Doğuş), 14. yüzyıl İtalya’sında başlayıp 17. yüzyıla kadar Avrupa’ya yayılan, insanlığın düşünce, sanat ve edebiyat tarihinde köklü bir uyanış hareketidir. Orta Çağ’ın Tanrı merkezli, otoriteye dayalı dünya görüşüne karşı “insan”ı merkeze alan bu dönem, klasik Antik Yunan ve Roma mirasının yeniden keşfiyle şekillenmiştir. Edebiyat, bu dönüşümün en güçlü yansıtıcılarından biri olmuş, hem biçim hem içerik açısından büyük yenilikler getirmiştir.
Rönesans edebiyatının temelinde hümanizm yatar. İnsan, Tanrı’nın yarattığı kusursuz bir varlık olarak görülür. Bu anlayış, edebiyatta bireyin duygularını, tutkularını, akıl yürütme yetisini ve dünya zevklerini ön plana çıkarır.
16.-17. yüzyılda Rönesans, Kuzey Avrupa’ya yayılırken edebiyatta da doruğa ulaşır:
Rönesans edebiyatının öne çıkan temaları şunlardır:

Dil açısından da büyük yenilikler yaşanmıştır. Latince’nin yerini yerel diller (İtalyanca, İngilizce, İspanyolca) almaya başlamış, edebiyat halka daha yakın hâle gelmiştir.
Osmanlı’da Rönesans doğrudan yaşanmasa da, Tanzimat dönemiyle birlikte Batı edebiyatı etkisiyle yeni türler (roman, tiyatro) ortaya çıkmıştır. Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi isimler, Rönesans hümanizminin özgürlük ve akıl vurgusundan etkilenmiştir. Cumhuriyet döneminde ise bu etki daha belirginleşmiş, özellikle Shakespeare çevirileri Türk tiyatrosunu zenginleştirmiştir.
Sonuç olarak, Rönesans edebiyatı, “insan”ı merkeze alarak edebiyatı karanlıktan aydınlığa taşımıştır. Dante’nin cehenneminden Shakespeare’in tragedyalarına, Cervantes’in ironisine uzanan bu dönem, hâlâ modern insanın kendini sorgulamasında en önemli referans kaynaklarından biridir.
Rönesans, sadece bir sanat hareketi değil; insanın kendisini yeniden keşfetme serüvenidir. Ve bu serüven, bugün hâlâ “Kimim ben?” sorusuyla devam etmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Yazılmış Tarihi Romanlar
4
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
54 kez okundu