Realizm, Honoré de Balzac ve Stendhal ile filizlendi. Balzac’ın İnsanlık Komedyası dizisi, Fransız toplumunu bir “insan bilim”i gibi inceledi. Stendhal ise Kırmızı ve Siyah’ta bireyin toplumla çatışmasını psikolojik derinlikle verdi. Ancak realizmin gerçek zirvesi Gustave Flaubert’le yaşandı. Flaubert, “Yazar, eserinin Tanrısı olmalı; her yerde hazır ve nazır olmalı, ama hiçbir yerde görünmemeli” diyerek nesnelliğin sınırlarını belirledi.
Flaubert’in başyapıtı Madame Bovary (1857), realizmin manifestosu kabul edilir. Roman, taşra hayatının sıkıcılığını, burjuva ahlakının ikiyüzlülüğünü ve romantik hayallerin yıkılışını anlatır. Emma Bovary’nin trajedisi, sadece bireysel bir mutsuzluk değil; kadınların sınırlı seçeneklere mahkûm edildiği bir toplumun eleştirisidir.
Flaubert’in getirdiği yenilikler şunlardır:
Roman yayımlandığında büyük skandal yaratmış, “ahlaka aykırı” bulunmuştu. Çünkü Flaubert, dönemin kutsal sayılan kurumlarını (evlilik, din, burjuva ahlakı) acımasız bir ironiyle sorguluyordu.

Flaubert, modern romanın temel taşlarını döşemiştir. Onun nesnel üslubu, James Joyce’tan Virginia Woolf’a, Hemingway’den Orhan Pamuk’a kadar birçok yazarı etkilemiştir. Özellikle “göster, anlatma” ilkesi, 20. yüzyıl romanının temel kuralı hâline gelmiştir.
Türk edebiyatında da Flaubert’in etkisi derindir. Reşat Nuri’den Sabahattin Ali’ye, Orhan Kemal’den Adalet Ağaoğlu’na uzanan realist geleneğin temelinde Flaubert’in titiz üslubu yatar. Özellikle köy ve kent romanlarında toplumsal gerçekliği estetikten ödün vermeden verme çabası, Flaubert’ten gelen mirastır.
Flaubert, realizmi bir akım olmanın ötesine taşıyarak “edebiyatın vicdanı” hâline getirdi. O, yazarın sorumluluğunu şöyle özetlemişti: “İnsanları eğlendirmek için değil, onları düşündürmek ve sarsmak için yaz.”
Madame Bovary’yi veya Flaubert’in diğer eserlerini okuduğunuzda içinizde hem bir aydınlanma hem de rahatsız edici bir gerçeklik hissi kalır. Çünkü o, gerçeği süslemeden, olduğu gibi yazmanın ne kadar zor ve cesur bir iş olduğunu göstermiştir.
Flaubert’in mirası hâlâ canlıdır. Çünkü realizm, sadece bir üslup değil; dünyaya dürüstçe bakma sanatıdır. Ve bu sanat, her dönemde yeniden keşfedilmeyi bekler.

Edebiyatın Toplumsal Eleştiri İşlevi
3
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
36 kez okundu
4
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
34 kez okundu