a

Haruki Murakami ve Sürreal Dünyası

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Haruki Murakami, çağımızın en gizemli ve en çok okunan yazarlarından biridir. 1949’da doğan Japon yazar, kitaplarında gerçek ile rüyayı, Doğu ile Batı’yı, yalnızlık ile aidiyet arayışını öyle ustaca harmanlar ki, okur bir süre sonra kendi hayatının da bir Murakami romanının parçası olup olmadığını sorgular. Onun dünyasında kuyular sonsuzdur, kediler konuşur, paralel evrenler kapı aralar ve caz müziği her şeyin fonunda akar.

ad826x90

Murakami’nin ilk büyük romanı Kuzeyden Gelen Rüzgâr, İki veya Üç Metre ile başlayan kariyeri, Norwegian Wood (1987) ile dünya çapında patladı. Bu roman, 1960’ların Japonya’sında geçen bir üniversite aşkını anlatırken, aslında gençliğin hüznünü, kaybı ve “normal” hayatın içindeki yabancılaşmayı ele alır. Ancak Murakami’nin asıl gücü, Kafka on the Shore, 1Q84 ve The Wind-Up Bird Chronicle gibi eserlerinde ortaya çıkar. Bu romanlarda gündelik hayat, aniden sürreel bir boyuta kayar. Bir karakter kuyuya iner ve başka bir dünyada uyanır; bir diğeri kayıp kedisini ararken tarihsel sırlara dokunur.

Yalnızlık, Hafıza ve Müzik

Murakami’nin en ısrarlı temalarından biri yalnızlıktır. Karakterleri genellikle içe kapanık, kitap kurdu ve müzik tutkunu insanlardır. Jazz plakları, klasik besteler ve Beatles şarkıları romanlarının ayrılmaz parçasıdır. Müzik, onun için hem köprü hem de kaçıştır. Hard-Boiled Wonderland and the End of the World’de iki paralel hikâye anlatırken, bir tarafta bilimkurgu distopyası, diğer tarafta masalsı bir dünya vardır. Bu ikilik, modern insanın ikiye bölünmüş ruhunu simgeler.

Yazar, hafızayı da sıkça sorgular. Geçmiş, birdenbire bugüne sızar; bastırılmış anılar su yüzüne çıkar. Colorless Tsukuru Tazaki and His Years of Pilgrimage’de renkleri olmayan bir adamın geçmişindeki travmayı çözme yolculuğu, okuyucuyu kendi unutulmuş yaralarıyla yüzleştirir. Murakami, Doğu felsefesini (özellikle Zen ve Budizm) Batı edebiyat teknikleriyle (Kafka, Dostoyevski, Fitzgerald etkileri) birleştirir. Bu melezlik, onun eserlerini hem Japonya’da hem dünyada bu kadar güçlü kılar.

ad826x90

Murakami’nin üslubu sade, akıcı ve hipnotiktir. Cümleleri uzun değildir ama yarattığı atmosfer yoğundur. Büyülü gerçekçilik ile gerçeküstücülüğü kendi tarzında harmanlar; Márquez’den farklı olarak onun büyüsü daha içe dönük, daha psikolojiktir. Karakterleri büyük kahramanlar değildir; onlar mutfaklarında spagetti pişirirken hayatın anlamını sorgulayan, koşuya çıkan, kedi besleyen sıradan insanlardır.

ad826x90

Eleştirmenler onu bazen “fazla popüler” bulsa da, Murakami milyonlarca okura edebiyatı sevdiren bir köprü oldu. Kitaplarında politik eleştiri de vardır; özellikle Japonya’nın savaş geçmişi, tüketim toplumu ve bireysel özgürlük temaları sıkça işlenir.

Haruki Murakami’yi okuduktan sonra dünya biraz daha tuhaf, biraz daha derin görünür. Bir kuyu gördüğünüzde “acaba içine inersem ne bulurum?” diye düşünmeden edemezsiniz. Çünkü o, sıradan hayatın içinde gizli olan sürreali gösterir. Yalnızlığın evrensel olduğunu, müziğin iyileştirici gücünü ve hafızanın hem yük hem kurtuluş olabileceğini anlatır.

Murakami’nin romanları bitmez; okur zihninde devam eder. Ve belki de en güzel yanı budur: Okuduktan sonra kendinizi biraz daha az yalnız, biraz daha çok merak etmiş hissedersiniz. Çünkü onun dünyasında her kapı, yeni bir hikâyeye açılır.

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Milan Kundera ve Hafızanın Romanı

HIZLI YORUM YAP