William Shakespeare’in Hamlet’i, sadece bir intikam tragedyası değil; insan ruhunun en karanlık ve en aydınlık köşelerine yapılmış cesur bir yolculuktur. 1600’lü yılların başında yazılan bu eser, dört yüz yılı aşkın süredir sahnelerden inmemiş, her nesilde yeniden yorumlanmış ve hâlâ “dünyanın en büyük tragedyası” unvanını korumuştur. Çünkü Hamlet, intikamın bedelini sadece kanla değil, vicdanla, akılla ve varoluşsal sorgulamayla ödetir.
Oyun, Danimarka Prensi Hamlet’in babasının hayaletinden öğrendiği korkunç gerçekle başlar: Babası, amcası Claudius tarafından öldürülmüştür. Hamlet’e verilen görev nettir: İntikam al. Ancak Hamlet, klasik bir kahraman gibi kılıcını çekip hemen harekete geçmez. Aksine, düşünür, sorgular, geciktirir ve sonunda kendi zihninin labirentinde kaybolur. Bu kararsızlık, oyunun en büyük trajedisidir. Shakespeare, intikam duygusunu basit bir “görev” olmaktan çıkarıp, ahlaki bir ikileme dönüştürür. “İntikam almak doğru mudur? Adalet mi, yoksa yeni bir cinayet mi?” sorusu, Hamlet’in ünlü “Olmak ya da olmamak” monoloğunda doruğa ulaşır.
Hamlet’in trajedisi, yalnızca babasının ölümüyle sınırlı değildir. Oyun boyunca çevresindeki herkesin de trajedisine tanık oluruz. Ophelia’nın delirmesi ve ölümü, Gertrude’un suç ortaklığı, Laertes’in kör öfkesi… Shakespeare, intikamın bulaşıcı bir zehir gibi tüm sarayı sardığını gösterir. Kimse masum kalmaz. İntikam, alındığında bile tatmin etmez; aksine yeni acılar doğurur. Oyunun finalindeki kanlı sahne, bu döngünün acımasız sonucudur.
Hamlet karakteri, edebiyat tarihinin en karmaşık figürlerinden biridir. Cesur mu, korkak mı? Deli mi, yoksa deli numarası mı yapıyor? Bu belirsizlik, oyunu her dönemde yeniden yorumlanabilir kılar. Bazı yönetmenler onu bir filozof olarak sahneye koyarken, diğerleri bir öfkeli genç olarak resmeder. Ama ortak nokta şudur: Hamlet, modern insanın prototipidir. Kararsız, sorgulayan, anlam arayan ve eyleme geçmekte zorlanan bir birey.

Shakespeare, Hamlet’te intikam temasını işlerken aynı zamanda iktidar, ihanet, din ve ölüm gibi büyük konuları da masaya yatırır. Hayaletin varlığı bile oyuna dini ve metafizik bir boyut katar. Ölüm, oyunun her yerinde hissedilir; mezarlık sahnesinde ise adeta somutlaşır. “Yoksul Yorick’in kafatası”nı eline alan Hamlet’in ünlü tiradı, insan hayatının ne kadar kısa ve anlamsız olabileceğini en çarpıcı şekilde özetler.
Hamlet, dört yüz yılı aşkın süredir sahnelenmeye devam ediyor çünkü sorduğu sorular eskimez: İntikam adalet midir? Eylem mi, düşünce mi daha önemlidir? Bir insan, kendi vicdanıyla yüzleştiğinde ne bulur? Shakespeare, bu sorulara kesin cevaplar vermez. Bizi sadece düşünmeye ve kendi cevaplarımızı bulmaya zorlar.
Bugün bile Hamlet okuduğunuzda ya da izlediğinizde içinizde bir yer sızlar. Çünkü prens sadece Danimarka’da değil; hepimizin içinde bir yerlerde yaşamaya devam ediyor. Kararsız, öfkeli, sorgulayan ve intikam ile adalet arasında sıkışıp kalmış bir hâlde.
Ve belki de Hamlet’in en büyük trajedisi tam da budur: İntikam almak kolaydır, ama vicdanla yaşamak zordur. Shakespeare, bunu dört yüz yıl önce anlamıştı. Biz ise hâlâ anlamaya çalışıyoruz.

Kitap Yayınevleri Arasında Yeni Rekabet
3
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
36 kez okundu
4
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
34 kez okundu