Franz Kafka, edebiyat tarihinin en büyük ironilerinden birini yaşadı.
Ölüm döşeğindeyken en yakın arkadaşı Max Brod’a bir mektup bıraktı ve açıkça şunları yazdı:
“Lütfen yazdığım her şeyi, mektupları, günlükleri, el yazmalarını ve taslakları yak. Okunmayacak hiçbir şey bırakma.”
Kafka, 3 Haziran 1924’te 40 yaşında veremden öldü. Max Brod ise bu vasiyete uymadı.

Brod, Kafka’nın dehasına inanıyordu. Mektupta yazılanlara rağmen, Kafka’nın eserlerinin edebiyat için çok değerli olduğuna karar verdi. 1925’te Dava (Der Process), 1926’da Şato (Das Schloss) ve 1927’de Amerika (Der Verschollene) romanlarını yayımladı. Bu kitaplar Kafka’yı kısa sürede dünya çapında ünlü yaptı.
Eğer Brod vasiyete uysaydı, bugün Kafka diye bir yazar tanımıyor olabilirdik.
Kafka, eserlerinin yok edilmesini isterken, tam tersi oldu. Arkadaşının ihaneti sayesinde edebiyat tarihinin en etkili yazarlarından biri hâline geldi.
Bir dahaki sefere Kafka okuduğunuzda ya da “Kafkaesk” bir durumla karşılaştığınızda Max Brod’u da hatırlayın. Çünkü o tek bir kararıyla, 20. yüzyıl edebiyatının en karanlık ve en güçlü sesini bizlere ulaştırdı.
Bazen bir yazarın en büyük hayranı, vasiyetine uymayan arkadaşı olur. Franz Kafka’nın mirası da tam olarak böyle doğdu.

Dick Wimmer: 162 Ret Yiyen ve Edebiyat Tarihine Geçen Yazar
3
Sesli Kitapların Popülerleşmesi ve Edebiyatın Yeni Bir Biçimi
36 kez okundu
4
Victor Hugo’nun Edebi Rekoru: “Sefiller”de 823 Kelimelik Tek Bir Cümle
34 kez okundu